Giriş

Orijinalini görmek için tıklayınız : Çanakkale Savaşı Yaşanmış Hikayeler » KINALI KUZULAR...



EmeL
05-08-2012, 16:24
Çanakkale Savaşı yaşanmış hikayeler-çanakkaler savaşları yaşanmış gerçek hikayeler-çanakkale savaşı ile ilgili hikayeler-çanakkale savaşları anlamlı hikayeler-çanakkale savaşı güzel hikayeler




KINALI HASAN :

Yüzbaşi Sirri Bey, ikindi vakti yeni gelen erati teftiş ederken, içlerinde bir tanesinin saçinin bir tarafi kinalanmiş oldugunu görür ve takilir: “Hiç erkek kinalanir mi? Mehmetçik: Buraya gelmeden evvel, anam kinalamişti komutanim” der ve sebebini bilmedigini ilave eder.Komutanin istegi üzerine anasina haber salar, “Niye benim saçimi kinaladin?” Gelen cevabi mektupta şunlar yazar:

“Ey gözümün nuru Hasan’ım,

Köyümüzde rahat rahat oturalım mı? Vatan sevgisi içimizde alev alev yanıyor.Sen ecdadından, babandan aşağı kalamazsın… Ben, senin anan isem.Beni ve seni Allah yarattı, vatan büyüttü.Allah, bu vatan için seni besledi. Bu vatanın ekmeği iliklerinde duruyor…

Sen bu ailenin seçilmiş kurbanisin…

Hasan’ım, söyle zabit efendiye… Bizim köyde kurbanlık ayrılan koyunlar kınalanır… Ben de seni evlatlarımın arasından vatana kurban adadım.Onun için saçını kınalamıştım…

El-hükmü billah. Allah, seni İsmail Peygamber’in yolundan ayırmasın.

Seni melekler şimdiden rahmetle anacaktir. Gözlerinden öperim…

Anan – Hatice”



http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcRjnEMNYgVnvntayXoPFx1ug__cgzyMU wv60y7m4YXbQjl25TOL5yNCiVrN9A

EmeL
05-08-2012, 16:31
Üsteğmen Faruk cepheye yeni gelen askerleri kontrol ediyor, bir taraftan da onlarla lâflıyordu; "Nerelisin?" gibi sorular soruyordu. Bir ara saçının ortası sararmış bir çocuk görür. Bunun üzerine merakla;
"Adın ne senin evlâdım?" der.

Çocuk "Ali" diye cevap verir.

"Nerelisin?" der.

Ali, "Tokat, Zile'denim." diye cevaplar.

"Peki evlâdım bu kafanın hâli ne?" diye sorar.

Ali "Anam cepheye gelirken kına yaktı, komutanım!" der.

"Neden?" der komutan.

Ali "Bilmiyorum, komutanım." der.

"Peki, gidebilirsin Kınalı Ali" der komutan. O günden sonra herkes ona Kınalı Ali der.

Herkes kafasındaki kınayla dalga geçer. Kısa sürede cana yakın ve cesur tavırlarıyla tüm arkadaşlarının sevgisini kazanır. Bir gün ailesine mektup yazmak ister. Ali'nin okuma yazması da yoktur. Arkadaşlarından yardım ister ve hep beraber başlarlar yazmaya. Ali söyler, arkadaşları yazar :

"Sevgili anne, babacığım; ellerinizden öperim. Ben burada çok iyiyim. Beni merak etmeyin." diye başlar. Kız kardeşini, kendinden bir küçük erkek kardeşini sorar. Köyündekilerin burnunda tüttüğünü yazdırır. Kendilerini merak etmemesini, kendileri var oldukça düşmanın bir adım bile ilerleyemeyeceğini yazdırır.

Gururla mektubu bitirir neden sonra aklına gelir ve yazının sonuna anasına NOT düşer. Ali'nin kendisinden hemen sonra askere gelecek bir kardeşi daha vardır. "Anacığım, kafama kına yaktın; burada komutanlarım ve arkadaşlarım benle hep dalga geçtiler. Sakın kardeşim Ahmet'e de yakma! Onunla da dalga geçmesinler." der, "Ellerinden öptüm" diye bitirir.

Aradan zaman geçer. İngilizler kesin netice almak için tüm güçleriyle Gelibolu'ya yüklenirler. Bu cepheyi savunan erlerimiz teker teker şehit düşmüşlerdir. Bunlara takviye olarak giden yedek kuvvetler de yeterli olmamış, onların sayıları da epey azalmıştır. Gelibolu düşmek üzeredir. Kınalı Ali'nin komutanı da olayı görüp yerinde duramıyordur.

Kendisinin bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildir. Onlar yeni gelmiştir. Onları insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu yere göndermemek için dua ediyordur. Komutanının bu düşünceli hâlini gören ve durumun vehametini bilen Kınalı Ali ve arkadaşları komutanlarına yalvar yakar oraya gitmek istediklerini söylerler.

Komutanları onları ölüme gönderdiğini bile bile çaresiz gönderir.

Kınalı Ali'nin bölüğünden kimse sağ kalmaz, hepsi şehit olmuştur. Aradan zaman geçer. Kınalı Ali'nin ailesine yazdığı mektubun cevabı gelir. Komutanları buruk ve gözleri dolu dolu mektubu açıp okumaya karar verirler.


Babası anlatır Ali'nin :

"Oğlum Ali, Nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim. Selâm ederim." dedikten sonra "Öküzü sattık, paranın yarısını sana, yarısını da cepheye gidecek kardeşine veriyoruz. Şimdi öküzün yerine tarlayı ben sürüyorum. Zaten artık zahireye de fazla ihtiyacımız olmadığı için yorulmuyorum da. Siz sakın bizi merak etmeyin. Bizi düşünmeyin." der. Köyü, akrabalarını anlatır ve mektubu bitirir. Altına da "Ali, ananın da sana diyeceği bir şey var!" diye ekler.


Anası anlatır :

"Oğlum Ali, Yazmışsın ki "Kafamdaki kınayla dalga geçtiler, kardeşime de yakma" demişsin. Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga geçmesinler.

Bizde üç şeye kına yakarlar :

1 - Gelinlik kıza; gitsin ailesine, çocuklarına kurban olsun diye.
2 - Kurbanlık koça; Allah'a kurban olsun diye.
3 - Askere giden yiğitlerimize; vatana kurban olsun diye...

Gözlerinden öper, selâm ederim. Allah'a emanet olun."

Mektubu okuyan Ali'nin komutanı ve diğerleri hıçkıra hıçkıra ağlamaktadırlar...




http://unyezile.com/zile3154a.jpg

EmeL
05-08-2012, 17:02
SAKA HÜSEYİN


“İkinci Anafartalar taarruzundan sonra, Türk birlikleri Anafarta Ovası’na ve tepelere yerleşmişti 35. Piyade Alayı 2.Bölük erlerinden Hayrabolu’lu Hüseyin alayın su ihtiyacını gidermekle görevli idi sabahın alaca karanlığında katırı ile yola çıktı.Bigalı Köyüne gidip, kuyulardan tahta, damacanalara su doldurup geriye dönüşünü akşamın karanlığına denk getirmeye çalışırdı.
Katır önde, bizim Saka Hüseyin arkada ama, yola çıkmadan evvel katırının kulağına eğilir, her defasında söylediği sözleri tekrarlardı: “Haydi, Büyük Anafarta Köyünün üstünden 35. Piyade alayının bulunduğu siperlere” katır gide-gele bu yollara alışmıştır.
Fakat yolda, Hüseyi’nin çenesi durur mu? Savaş var imiş! Yığınla yaralı taşırlar imiş, umurunda mı? O bir türkü tutturmuş gidiyordu:
“Pınar baştan bulanır
İner dağı dolanır
Al başımdan sevdayı
Buna can mı dayanır.

Rinna, rinna yarim
Rinna, rinna.”
Saka Hüseyin damacanlarına suyu doldurarak “deh” deyip akşam karanlığında yola koyulur.Siperlerde 2. Bölük su bekliyor.Yaralılar daha da çok su bekliyorlar.Birden bire, yanı başında iki karaltı beliriyor.Gavurca haykırıyorlar!
“Dur! kımıldama!”
Hayrabolulu Hüseyin’in yapacak hiç birşeyi yok akıl almaz, gene de eşi görülmemiş büyük bir zeka kıvraklığı ile; düşman erlerine gevrek gevrek gülümsemeye başlar ve eliyle, koluyla katırının sırtında sallanan su damacanalarını gösterir, “Kumandan, kumandan?…” diye geveleniyor ve büyük bir saygı ile anzak kumandanını selamlayarak “Emret gavur kumandan!” der.Derhal bir tercüman bulunur. Saka Hüseyin anlatmaya devam eder.
“Bu su damacanalarını kendi kumandanım gönderdi. Sizin yaralılarınıza hediyemizdir.Düşmanımız susamıştır, susuz kalmasınlar dedi Mülazım Efendi!” ve arkasından ilave etti.Bu sudan verinde bir bardak ben içeyim der!”
Anzak Teğmeni kıpkırmızı kesilir… Gözleri dolar.İlk iş Hüseyin’i kucaklayıp iki yanağından öpmek.İkinci iş, Hüseyin’i tartaklayan devriyeleri bir güzel fırçalamak, üçüncü iş, Hüseyin’i siperin dibine oturtup soluklandırmak, o ” comed bell” kutularından, Oxo et suyu özündeni sarma tütünden, cigara kağıtlarından, Topler çikolata paketlerinden bol bol yağdırmak…Bu aldıkları hediyeleri katırın sırtına vurur, kurnaz bir tilki gibi, siperden sipere zıplayıp kapağı ikinci bölük hattına atınca, bu sefer gözleri fal taşı gibi açılma sırası Mehmetçik’ tedir.”

Baki Vandemir Paşa
Çanakkale Savaşları Komutanlarından


http://img03.blogcu.com/images/n/o/t/notdefterlerim/e9f64501647df6d2035091e130be5ced_1301507962.jpg