Giriş

Orijinalini görmek için tıklayınız : EN'ÂM Suresi 36. Ayet EN'ÂM Suresi Ayet 36 EN'ÂM Suresi 32. Ayet Açıklaması EN'ÂM



EmeL
01-22-2012, 23:16
EN'ÂM Suresi

Âyet - 36




http://img-fotki.yandex.ru/get/5815/64562208.61f/0_86216_78de446f_L



بسم الله الرحمن الرحيم

بسم الله الرحمن الرحيمإِنَّمَا يَسْتَجِيبُ الَّذِينَ يَسْمَعُونَ وَالْمَوْتَى يَبْعَثُهُمُ اللّهُ ثُمَّ إِلَيْهِ يُرْجَعُونَ

İnnemâ yestecîbullezîne yesmeûn(yesmeûne), vel mevtâ yeb’asuhumullâhu summe ileyhi yurceûn(yurceûne).



Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla

(Davete) ancak işitenler icabet eder. Ve Allah, ölüleri (ölü olan sem'î isimli işitme hassasını, ölü olan fuad isimli idrak hassasını, ölü olan basar isimli görme hassasını) diriltir. Sonra ona döndürülürler. (Hayatta iken ruhu mürşid eliyle Allah'a döndürülür.)


EN'ÂM SURESİ 36. AYET AÇIKLAMASI

Bismillâhirrahmânirrahîm
Burada Allah'ın ölü olan insanları diriltmesi söz konusudur. Eğer canlılık açısından meseleye bakarsak; insanlar hayattadır, ölü değillerdir. Allah ile olan ilişkileri açısından bakarsak; ölü insanlardır. Gözlerinde gizli bir perde vardır: Hicab-ı mesture. Devrin Peygamberi'ne, Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e bakarlar. O'nu Peygamber olarak görmezler. Alelâde bir insan olarak görürler. Bu bakımdan bakarlar ama gerçeği göremezler. Kulaklarında vakra vardır. Duyar ama mânâya varamaz, işitemezler. Kalplerinde ekinnet vardır. Duyduklarını ve gördüklerini idrak edemezler, mânâsına varamazlar.

Bütün insanların gözlerinde hicab-ı mesture, kulaklarında vakra, kalplerinde ekinnet vardır. Göremezler, mânâya varamazlar (işitemezler) ve idrak edemezler. Ve böylece bir sonuçla karşı karşıyayız: Allahû Tealâ bu insanlara "ölü" diyor.

Bakıyorlar, o kişinin manevi şahsiyetini farkedemiyorlar. Bakıyorlar ama göremiyorlar.

İrşada müteallik söylediklerini kulakları işitiyor, kulakları duyuyor ama zihin işitemiyor, mânâya varamıyor.

Kalbindeki ekinnet sebebiyle kalbi de kendisine mal edemiyor. Öyleyse bu insan, bakan ama görmeyen, duyan ama işitmeyen, kalbi mânâya açık ama oradaki ekinnet sebebiyle mânâyı idrak edemeyen bir özelliğin sahibidir. Bu yüzden Allahû Tealâ onlara "ölüler" diyor.

Ve Allah kulaklarındaki vakrayı, gözlerindeki hicab-ı mestureyi, kalplerindeki ekinneti aldığı noktadan itibaren insanlar bakarlar, aynı zamanda görürler. Kulakları duyar, zihinleri de işitir, mânâya varır ve idrak etmeye başlarlar. Görmeye başlamışlardır, duymaya başlamışlardır, idrak etmeye başlamışlardır. Bu insanlar artık dirilmişlerdir. Allahû Tealâ insanları böylece canlandırıyor. Dikkat edin, insanlar burada; Allah, kulaklarındaki vakrayı almadıkça, kalplerindeki ekinneti almadıkça, gözlerindeki hicab-ı mestureyi almadıkça Allahû Tealâ tarafından ölü ve kör, sağır, dilsiz olarak kabul ediliyor.

Daha ötede daimî zikre ulaşınca kişinin kalp gözünün açılması, kalp kulağının açılması ve kalbindeki idrak (fıkıh) hassasının fuade çevrilmesi söz konusu oluyor. Ve o kişi o noktada kalp gözüyle görmeye, kalp kulağıyla işitmeye ve gerçek anlamda kalbiyle idrak etmeye başlıyor. Öyleyse başlangıç seviyesinde kalp açısından Allahû Tealâ ekinneti alıp ihbatı koyuyor. Kişi idrak etmeye başlıyor. Ama bu idrakin, kalp gözü ve kalp kulağı açıldıktan sonraki adı artık "fuad"dır. O kişinin kalbinde artık fuad vardır. Kalp gözüne ve kalp kulağına dayalı üst seviyede bir idrak vardır. Bu nokta, fiziğin ötesini yaşamak için dirilme noktasıdır.


http://img-fotki.yandex.ru/get/5815/64562208.61f/0_86216_78de446f_L