Giriş

Orijinalini görmek için tıklayınız : Eşcinselliğin Nedenleri Eşcinselliğin Tipleri Eşcinselliğin Tedavisi Var mı?



EmeL
12-30-2011, 03:54
Eşcinsellik nedenleri, belirtileri, psikolojik durumu ve tedavi yolları eşcinseller hasta mıdır, eşcinsellik tedavi edilebilir mi, kaç türlü eş cinsel vardır, eşcinselliğin nedenleri nelerdir,



EŞCİNSELLİĞE METAFİZİKSEL BAKIŞ

Eşcinsellik ve bu tür eğilim gösteren kişilikleri ilk defa inceleyen psikanalizmin kurucusu Sigmund Freud tur. Sigmund Freud bilinçaltı kavramını o zaman ki psikoloji temellerine oturtmak için açıklayamadığı ya da açıkladığında anti- bilimsel bir yaklaşım görmekten korktuğu ruh kavramını evire çevire bilimsel temellere dayandırmak istiyordu. O zamanın Ortodoks tıbbı Anatomide yeni gelişmesine rağmen psikoloji de ise Anatomik bilimselliğe ulaşmak o zamana göre çok zor idi. Sigmund Freud ruh kavramını bilinçaltı yaklaşımına çevirerek, psikolojiyi felsefeden çıkartmak amacıyla, psikolojinin tek başına bir bilim olmasını çok istediğinden ruhsal konularda çok derin çalışmalar yapmaya karar verdi. Fakat o zamanın Ortodoks tıpçılarının eleştirisini alacağından çekindiği için, ruh kavramının özelliklerini davranışa yani bugün ki psikolojinin temeli sayılan davranış bilimine uyarlamak için id, ego, süper ego kavramlarını geliştirerek analitik ya da derinsel psikoloji adını taktığı Psikanlizm terminolojisini, metodolojik deneyler yoluyla bilimsel yöntemler içerisinde psikoloji literatürüne sokmayı başardı. Rüyaların yorumlanması, Serbest çağrışım, Oedipus karmaşası, İçgüdüsel yaklaşım, Genital dönem ve Libido yaklaşımları aslında davranış bilimiyle alakadar kavramlar olmadığını bildiğinden, kendiyle beraber hareket eden arkadaşlarının, yine kendi çizdiği psikanalizim yolundan ayrıldığını gördü. Psikanalizim çizgisinden uzaklaşmaya başlayan arkadaşlarını gördükçe içten içe üzülen Freud makalelerinde devamlı bunları aktarır. Sigmund Freud tan ilk ayrılan ünlü sosyolog Alfred Adler ve kuramı ise Bireysel psikoloji olmuştur. Alfred Adler kuramını kurduktan sonra psikolog olmuştur. Daha sonraları aslında kendisi bir parapsikolog olan ama psikolog olarak gösterilen Carl Gustav Jung Analitik psikolojisi ile tanınmıştır. Psikanalizim sonrası ise klasik psikolojiye özgüven gelerek Otto Rank, Karen Horney, Harry Sullivian, Erik From ve Carl Rogers vb gibi bazı psikologlar kendi yaklaşımlarıyla Psikoloji biliminin ilerlemesine ön-ayak olmuşlardır. Unutulmaması gereken konu şudur; Psikoloji ruh bilimi değildir. Bazı insanlar psikolojinin ruh bilim olduğunu söyler ya da ansiklopedilerde ruh bilim olarak geçer. Psikolojinin tarihsel ve felsefik yönü incelendiğinde ruh bilimi olmadığı ortaya çıkar. Aynı şekilde hipnoz da aslında psikolojinin işi değildir. Zamanında Hipnotizör Frans Anton Mesmeri kabul etmeyen klasik psikoloji yaklaşımları günümüzde Hipnoz dernekleri bile kurmuşlardır. Parapsikolog ve psikolog Gustav Jung tarafından geliştirilen Persona, Animus-Anima, Gölge, Ben ve Arkatiplerdir.Arketip: Ortak bilinçdışının içeriği arketipler sözcüğüyle adlandırılır. Arketip ilkörnek (prototip) sözcüğüyle eşanlamlıdır. Arketipler, bir insanın geçmiş yaşantılarının ürünü olan bellek imgeleri gibi canlı görüntüler değildir. Arketipler bağımsız yapılar oldukları gibi, bazen bir araya gelerek alaşımları oluşturabilirler. Arketipler evrenseldir. Bir başka değişle, her insan aynı temel arketip imgelerine sahiptir.Persona: Tiyatro oyuncularının çeşitli rolleri canlandırırken taktıkları maske anlamına gelir. Analitik psikolojide bu sözcük, insanın kendisi olmayan bir karakteri yaşaması anlamına gelmektedir. Bir başka değişle, persona toplumun onayını sağlamak amacıyla insanın dış dünyaya karşı taktığı maske ya da takındığı kişiliktir. Persona bir insanın yaşamını sürdürebilmesi için zorunludur.

İnsanlarla iyi geçinmemizi, hatta hoşlanmadığımız kişilerle birlikteyken bile dostça tutumlar takınmamızı sağlar. İnsanın çıkarlarını korumasına ve başarıya ulaşmasına yardımcı olur. İnsanlar, özellikle çalışma yaşamlarında bu maskeyi sürekli kullanırlar. Akşam eve gidince çıkarırlar. Birçok kişi ikili bir yaşam sürdürür; bunlardan biri personanın egemenliğindedir, diğeri kişinin içsel dünyasının gereksinimlerine doyum sağlar.Anima ve Animus: Jung, personayı insanın dışadönük yüzü olarak nitelendirmişti. İçedönük yüzünü ise erkeklerde anima, kadınlarda Anima arketipi erkek psişesinin kadın yönü, Animus arketipi ise kadın psişesinin erkek yönüdür. Jung a göre insan karşıt cinse ait niteliklere de sahiptir. Kadın ve erkek, her iki cinse ait hormonları salgılamalarının yanı sıra, ruhsal anlamda bazı tutum ve duyguları da birbirlerinden edinmişlerdir.Kuşaklar boyunca kadınla birlikte yaşayan erkek anima arketipini, erkekle yaşamını paylaşmış olan kadın da Animus arketipini geliştirmiştir. Tarih boyunca etkileşimlerini sürdürmüş olan kadın ve erkeğin birbirlerine ait bazı özellikleri edinmiş olmaları, karşı cinsi daha iyi anlayabilmelerine yardımcı olmuştur. Dolayısıyla, persona gibi Anima ve Animus da insanın yaşamını sürdürebilmesinde önemli bir rol oynar.Gölge: Jung, insanın kendi cinsiyetini temsil eden ve kendi cinsinden kişilerle ilişkisini etkileyen arketipe gölge adını vermiştir.

İnsanın toplum içinde var olabilmesi ve grup üyeliğini sürdürebilmesi için, gölgesindeki egosunu, ortadan kaldırması gerekir. Bu süreç onun eğilimlerini, saplantılarını bastırarak ve gölgenin gücüne karşı çıkabilecek güçte bir persona geliştirerek gerçekleştirilir. Gölge genellikle ısrarcıdır ve personanın baskısına kolayca boyun eğmez. Ego ve gölge işbirliği yaptıklarında kişi kendisini yaşam dolu ve canlı hisseder.Ben: Kişiliği örgütleyen öğedir. Güneş nasıl belirli bir yıldızlar sisteminin merkeziyse, ben de ırksal bilinçdışının merkez arketipidir.

Bir insan kendisini uyum içinde hissedebildiği zaman ben görevini iyi yapıyor demektir. Buna karşılık, eğer bir insan çatışmalar içindeyse ve kendisini dağılmış hissediyorsa, bu durum benim üzerine düşen görevi yerine getiremediği anlamına gelir. Çünkü insanın kendini gerçekleştirebilmesi için önce kendisini tanıması gerekir. Oysa birçok insan, kendilerini tanımak için çaba göstermeksizin yaşamlarına anlam katabilmeyi umar ve kendilerini bulabilmek için bir mucizenin gerçekleşmesini bekler.Jung eşcinsellik kavramını tanımlarken; Doğuştan veya sonradan edinilen alışkanlık olarak eşcinselliği iki kategoride inceler. Eşcinselliği antropolojik arketip açılımı içerisinde değerlendirirken Eşcinselliğin aslında ruh ile bağlantılı olduğunu aktarır. İnsan da iki ruh olduğunu bu ruhlardan birinin kadınsal öze yani Animus eğilimli olduğu sonucundan hareket ederek. Eşcinselliğin tedavi edilemeyeceğini açıklar.

İkinci teorisi ise eşcinselliğin kendini yani kendi cinsiyetinin gücünden zevk alma noktasını vurgular. Bu yaklaşımda ise eşcinselliğin tedavi sürecinin var olduğunu savunarak kendi yaklaşımlarıyla paradoksal bir çelişki yaşar.Eşcinsellik metafizik aksiyonda ontolojik ve Spiritualist yaklaşımlarla kişinin ruhuna yapılan çeşitli telkin iletileriyle son verilebilinir. Spiritualist yaklaşımın başarılı olabilmesi için eşcinsellikten dönmek için danışanda bir sebep birikmesi şarttır.

Örneğin farklı bir cinsle evlenmek istemesi ya da yaptığının dinsel açıdan günah olduğunun farkına vararak iradesel olarak bu eğilimden uzaklaşması tarzında vb...Çoğu eşcinsel ruha sahip kişiliklerde çok yüksek bir oranda özgüvensizlik ve korku mevcuttur. Özgüvensizlik ve korkularını kalabalık bir ortamdayken saklayarak; kendileriyle baş başa kaldıklarında ise kendi kendileriyle çok ağır özeleştiri ve dinsel olarak kendilerini sorgulama yoluna girerler. Eşcinsellik aslında psikolojik bir hastalık değil, Spiritualist bir ruh sapmasıdır. Bu açıdan modern tıp psikolojisinde eşcinselliğin tedavi şeklinden bahsedilmez. Ruh kavramını bilimselleştirmeye çeviremeyen bir metodolojinin teorisel verileri bilimsellik kazanmaz. Klasik tıpta eşcinsellik çeşitli kategoriye ayrılabilir, hatta çeşitli terimlerle eşcinsellik anlatılabilinir. Fakat ruh geçişleri ve farklılıkları anlatılmaktan uzak kalır.

EŞCİNSELLİĞİN TİPLERİ

Eşcinsellik denilince tek tip bir insandan bahsetmek çok zordur ve çok çeşitli eşcinsel tipleri vardır.

Aile dinamiği, kültür ve kişilik yapısı gibi birçok parametreye göre eşcinsellik tipleri değişebilir.

Eşcinsellik açık ve gizli olarak ikiye ayrılabilir.

Açık eşcinselliği, gizli eşcinsellikten ayırt etmek gerekir.

Eşcinsellik SınıflandırmasıA-Açık EşcinsellikAçık eşcinsellikte kişi, eşcinsel duygu ve dürtülerinin bilincindedir, cinsel yöneliminin nesnesi bellidir. Toplumsal yargı ve baskılardan korksa da, bunalsa da ve bunu kendisi için sorun olarak kabul etse de; bu duygu ve dürtülerin doyurulmasını ister ve uygun eş bulunca kendisine haz veren cinsel eylemleri olur.

Açık eşcinselliğin 6 tipi vardır:

1-Gerçek Eşcinsellik:

2-Yalancı Eşcinsellik:

3-Eyleme Vurulmayan Eşcinsellik:

4-Geçici Eşcinsellik: .

5-Durumsal Eşcinsellik:

6-Cinsel Fantezilerin Eyleme Vurulduğu Eşcinsellik:

B-Gizli EşcinsellikGizli eşcinsellik çeşitli şekillerde kendisini gösterebilir.

Gizli eşcinselliğin 5 tipi vardır:
1-Homo fobik tutumlarla,
2-Eşcinsel olmak korkusu veya takıntısıyla
3-Maçoluk veya aşırı erkeksi tavırlarla.
4-Aşırı çapkınlık yapma.
5-Heteroseksüel olduğunu düşünme şeklinde Cinsel yönelim bir kişinin, bir başka bireye karşı duygusal, düşünsel, romantik ve cinsel şehvet ile yaklaşımıdır. Bu yaklaşım her zaman cinsel eylemi gerektirmez, hatta çoğu kez duygusal, düşünsel, romantik ve fantezi düzeyinde kalabilir.

Cinsel yönelim heteroseksüel, eşcinsel ve biseksüel kavramlarını içeren geniş bir yelpazede gözlemlenebilir. Bir kişi yalnızca karşı cinse eğilim duyuyorsa heteroseksüaliteden, yalnızca kendi cinsinden kişilere cinsel ilgi duyuyorsa eşcinsellikten, her iki cinsten kişilere ilgi duyuyorsa biseksüaliteden söz edilebilir. Yani cinsel yönelim; kişinin cinsel ve duygusal olarak çekim duyduğu cinsiyete göre tanımlanan bir özelliktir.

Heteroseksüel: Kişinin karşı cinsiyete cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır.Eşcinsel (Homoseksüel): Kişinin kendi cinsiyetine cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır.Eşcinsel kadın ve erkeklerin bedensel cinsiyetlerine herhangi bir itirazları yoktur, sadece aynı cinsten bireylerle cinsel ilişki kurmak isterler, cinsel yönelimleri kendi cinsleridir.Biseksüel: Kişinin her iki cinsiyetten olanlara cinsel ve duygusal ilgi duymasıdır.

Travesti: Karşı cinsin eşyalarını kullanmaktan, karşı cinsin giydiği kıyafetleri giymekten, karşı cinsin davranışını sergilemekten cinsel haz alan kimselerdir.

Transseksüel: Cinsiyetini değiştirmesi gerektiğine, ruhsal ve bedensel olarak diğer cinsiyete sahip olması gerektiğine inanan kişidir. Kişi sahip olduğu biyolojik cinsiyet özelliklerini reddeder, karşı cinsten biri olarak görülme ve karşı cinse benzeme isteği içindedir, kendisini karşı cinsten biriymiş gibi hisseder. Transseksüellik de hem erkek hem de kadın için geçerlidir. Kişinin davranışlarından çok iç dünyasında kendisini karşı cinsten biri gibi görmesi, hissetmesidir. Ameliyat olmamış/olamamış gerçek bir transseksüel cinsel kimlik olarak karşı cins özelliklerini gösterebilir ve cinselliği doğrudan karşı cinse yöneliktir.

Lezbiyenlik: Kadın kadına cinsel haz ve istek duyma hissidir.Erkeklerde eşcinselliğin ilk belirtileri şunlardır;Babasız büyüme,Sokaklarda yaşama Futbol oynamama Kendi cinsinden cinsel taciz veya tecavüz yaşamaHakkını savunmada ve kendini ortaya koyma da zorlanma, Bağımlılığın ve öfkenin cinselleştirilmesi,Aynı cinsten savunmacı bir tutumla kopma,Aynı cinsle erotik olmayan arkadaşlık ilişki¬lerinde zorluk yaşama,Fiziksel aktivitelerden ve spor oyunlarından nefret etme,Spor hikâyeleri okumakta sıkılma veya okumama, 4-14 yaşları arasında anneye, büyük anneye, teyzeye ya da ablaya yakın durma,Yaşıtı olan diğer erkek çocukların karşısında korkak ve ihtiyatlı olma,Erkek oyunları yerine kız oyunlarını tercih etme, Bir köşeye çekilme ve sosyal olarak yalnız kalma eğiliminde olma,Diğer erkek çocukların rekabet içeren oyunlarına katılmama,Erkek çocukların oyun ve etkinliklerine karşı rahatsızlık duyma,Bebeklerle oynama,Kızlarla birlikte olmaya eğilim,Kız kıyafetleri giymeden hoşlanma,Yetişkin erkeklerden ziyade yetişkin kadınların refakatinde olmayı tercih etme,Kızlar yerine erkeklere cinsel ilgi gösterme,Diğer çocuklar tarafından nonoş lakabının takılması,Etrafındakiler tarafından kız gibi bir çocuk şeklinde algılanma,Erkek akranla¬rına karşı kendini pasif ve zayıf olarak algılama,Kavga dövüşten kaçınma,İncinmekten ve yaralanmaktan korkma,Çekingen davranma,Kırılgan ve hassas bir yapıda olma,Aşırı derecede duygusal olma,Kadınsı olma,Girişken olmada zorlanma,Kendini bir erkek olarak eksik ve yetersiz görme duygusu,Erkek çocuklar yerine kız çocuklarla oynama, Çocuklukta daha narin ve beceriksiz olma,Kendini hayal kırıklıkları içinde, mutsuz ve reddedilmiş olarak hissetme, Öfkeyi açığa vurma ve sosyal or¬tamlarda kendini ortaya koymada tutukluk yaşama,Saldırganlık içeren davranışlardan kaçınma eğiliminde olma, vb.Eşcinselliğin öngörül¬mesinde, çocukluk yıllarındaki erkeksi davranışların eksikliğinin görülmesi, kadınsı özelliklerin varlığından bile daha güçlü bir belirleyicidir. Eğer ebeveynler kadınsı davra¬nışları tasvip etmediklerini aktif bir şekilde göstermezlerse tarafsız tutumları, çocuk tarafından göz yummak olarak yorumlanabilir. Hatta anne, çocukla olan iletişiminde bilinçli veya bilinçsiz düzeyde, kadınsı davranış beklentisini bir şekilde çocuğuna aktarabilir. Ruh genetiği çalışmalarımızda görülmüştür ki; bazı ruh yapılarına sahip kişiliklerin çocuklarında da bu tür eğilimler bilinçaltında vardır. Bilinçaltı olaylar incelenirken küçük yaşta cinsel eğilimler gözlenmeli ve anne baba çocuklarının cinsiyetine göre çocuklarını eğitmelidir. Erkek çocuk yetiştirilirken evde kafes yaşamında değil, diğer çocuklar gibi dışarıya bırakılmalı toz toprak içinde kalınsa bile diğer erkek arkadaşlarıyla oynamasına izin verilmelidir. Hatta kavga etmeleri de normal karşılanmalıdır. Aşırı olmamak şartı ile Kavga erkekliğin şanıdır. Aynı şekilde kız çocuklarının ise daha çok kız çocuklarıyla oynamasına yön gösterilmelidir. Günümüzde bazı kadınların kadın olduğundan bile şüphe edecek kadar, erkeksi oldukları gözlenmiştir. Yukarıda verdiğimiz Jung para psişiğinde Animus, Anima kavramları insan ruh genetiğinde etkindir.Dinsel inançlarda bu konularda çok gereklidir. Çocuklara küçükken Allah inancı aşılanmalı. Dinimizin güzellikleri anlatılmalı ve çocukları her öğrendiği süreler için onları mükâfatlandırmalıyız. Eşcinsellerin çoğunun aile hayatı incelendiğinde ya dinsel yaşamın çok uzak olduğu ya da dinsel baskının çok ağır olduğu bir yaşam tarzı görülmektedir.Eğer eşcinsellik düzeltilmeyecek bir konu olmuş olsaydı metafizik uzmanlığı bu konuda araştırma yapma gereksinimi duymazdı. Unutulmamalıdır ki? Alternatif çözümler hep insanların refahı, mutluluğu ve huzuru içindir.
Fikir farklılıkları rekabet değil, demokrasinin zenginliğidir.

Eşcinselliğin dinimizde bile lanetlendiği açıktır. Bu açıdan kuran-ı kerimde Lut kavmi ile ilgili ayetler vardır. Dikkatlice Lut kavminin ayetleri okunduğunda rabbim onların değişmesi için iki melek göndermiştir. Demek ki rabbim onların değişebileceğini ve iradelerini kullanarak kendilerini düzeltebileceğini bildiği için iki melek göndererek denemiştir. Bugün insan iradesiyle bırakılmayacak ne vardır ki? Düşünün sigarayı bırakmak isteyen insan bırakmak için inançlıysa bırakır. Bırakmacak insan ise 100000 seansa girse yinede sigarayı bırakamaz. Her şeyin başı gerçek inanç-irade ve niyettir. Sapkınlık olarak eşcinsellik bir toplum gerçekliğidir. Günümüzde gizli olarak eşcinsel eğilime sahip, fakat kimseye anlatamayan o kadar insan vardır ki! Güvende empati esas olmalıdır. Tüm eşcinseller bunu bilmektedir ki! İçinde bulundukları durum bir özgüvensizlik ve irade kopukluğundan ileri gelmektedir.
Bazı kimseler eşcinselliği tedavi ediyoruz diye 40 seanslık hipnozu bile kullanma şeklini geliştirmiştir. Hipnoz ruhu değiştirmez 40 değil 40000 hipnoz seansı bile uygulanırsa o kişinin nefs(ruh) fıtratı değişmez. Bu çıkmazlığı ekonomik çıkar haline getiren insanlar zararını bilmedikleri hipnozu, psikoterapi içinde vermesi de farklı bir konudur.
Eşcinsellik bir hastalık değildir. Hipnotizmanın babası Mesmer bir teofizikçidir, psikolog değildir. Her şeyin aşırısı zarar olduğu gibi Hipnozun aşırısı da zarardır. Nörolojik açıdan sinirsel sistem(implus-nöron-sinap) transformasyonu yapar.40 seans hipnozla eşcinseli değiştireyim derken, o eşcinseli aşırı hipnozla 2 yi,2 yle çarpıp çifteşcinsel dönüşüme götürülür, sonunda. Ailevi baskılar ve kendi gerçekliğinden kaçmak için çoğu eşcinsel zorla evlendirilmiştir.
Evlilik hayatını dışarıya mutlu gösteren fakat evliliği kan ağlayan onca böyle insan vardır. Eşcinsellerin çoğunun ailesi onun bu tür bir eğilimde olduğunu bilmez, hep gizli kalır, daha çok uzman kişilerle paylaşır bu konuyu. Eşcinseller kendi seçtikleri uzmanların çoğundan mucize arar kendilerini değiştirmesi için günümüzün mucizesi olarak hipnoz ilk akla gelendir. Hemen hemen hepsi uzmanlardan beni hipnoz et diye rica da bulunur.
Her eşcinsel hipnoz bile olmaz, olamaz çünkü bilinçaltı çatışma durumundaysa kişinin alfa boyutu elektrik göndermez beyine. Beyin alfa durumuna gelmeden, insan hipnoz durumuna gelmez bu açıklama hipnoz derneklerinin açıklamasıdır. Metafizik aksiyona göre ise beden-ruh-bilinç ve akıl dörtleminde aklın hipnoza telkin yoluyla hazırlanması, bilincin ise bunu kabul etmesi, bedenin telkinlerle dinginleşmesi ruhun ise bilinçaltına yapılan telkin, metafor veya hipnotik telkin dilini alması gerekir. Bu olay bir sanattır. Ruh yapısına inanmayan kişilerin hipnoz yapması sağlıklı değildir.
Ruh güzel ve yumuşak dille, ses tonunun ritmik akışıyla ve müzikle sadece kendini hipnoza kaptırır ancak. Fakat hipnoz ile eşcinsellik değişmez. Çünkü eşcinsellik bir hastalık değil bir sapkınlıktır. Sapkınlığın hastalık olmaması, bilinçaltından bağımsız haraket etme serbestîsinden kaynaklandığı gibi ruh açılımının günümüzde bilimselliğe kazandırtamadığımızdandır.Eşcinsel eğiliminiz var ve bu konuda danışan kişi iseniz metafizik aksiyon felsefe sisteminin yeni ontoloji bağlamında çözüm arıyorsanız. Metafizik uzmanı Gökhan Hani ile bu konuda felsefi oturum seanslarına girebilirsiniz.


http://www.bilgiyaz.com/wp-content/uploads/2010/12/escinsellik.jpg