Merhaba, ilk ziyaretiniz mi? Buraya tıklayın!
Kapat
   
©

Google Adsense

User Tag List

4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1

    Üyelik tarihi
    25 12 2011
    Yer
    Kocaeli - İzmit
    Mesajlar
    34.900
    Bahsedildi
    1
    Etiketlendi
    0



    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler


    Yerküre, Güneş'ten gelen kısa dalgalı ışınımın bir bölümünü yeryüzünde, bir bölümünü alt atmosferde emer. Güneş ışınımın bir bölümü ise, emilme gerçekleşmeden, yüzeyden ve atmosferden yansıyarak uzaya kaçar. Yüzeyde ve troposferde tutulan enerji, atmosfer ve okyanus dolaşımıyla yeryüzüne dağılır ve uzun dalgalı yer ışınımı olarak atmosfere geri verilir. Yeryüzünden salınan uzun dalgalı ışınımın önemli bir bölümü, yine atmosfer tarafından emilir ve daha az Güneş enerjisi alan yüksek enlemlerde ve düşük sıcaklıklarda salınır.

    Atmosfer'deki gazların gelen Güneş ışınımına karşı geçirgen, buna karşılık geri salınan uzun dalgalı yer ışınımına karşı çok daha az geçirgen olması nedeniyle Yerküre’nin beklenenden daha fazla ısınmasını sağlayan ve ısı dengesini düzenleyen bu doğal süreç sera etkisi olarak adlandırılmaktadır.

    Dünya'nın atmosfere yakın yüzeyinin ortalama sıcaklığı 20. yüzyılda 0.6 (± 0.2) °C artmıştır. İklim değişimi üzerindeki yaygın bilimsel görüş, "son 50 yılda sıcaklık artışının insan hayatı üzerinde fark edilebilir etkiler oluşturduğu" yönündedir.

    Küresel ısınmaya, atmosferde artan sera gazlarının neden olduğu düşünülmektedir. Karbondioksit, su buharı, metan gibi bazı gazların, güneşten gelen radyasyonun bir yandan dış uzaya yansımasını önleyerek ve diğer yandan da bu radyasyondaki ısıyı soğurarak yerkürenin fazlaca ısınmasına yol açtığı ileri sürülmektedir.

    Bunun yanı sıra 1960'lı yıllarda başlayan "Gamma Işıması Patlamaları" küresel ısınmaya neden oluyor olabilir. Bu patlama ışımaları çok yüksek enerji ve radyasyon yayarak sadece Dünyamızı değil, Güneş'i, Güneş Sistemimizi ve yakın uzayımızı etkilemektedir. Fosil yakıt kaynaklı teoriye göre bu teori daha fazla soruya cevap verebilir niteliktedir. Fosil yakıt kaynaklı teori sadece Dünya'da ki ısınmayı açıklamaya yöneliktir ve güneş sisteminde ki ısınmayı açıklayabilmek noktasında yetersiz kalmaktadır. Oysa ki "gamma ışıması patlamaları"nı temel alan teori daha geniş zamanda soruları cevaplayabilmektedir. Gamma Işıması Patlamalarının etkisiyle daha da ısınmakta olan dünya iç çekirdeği de atmosfere salınmakta olan "iç çekirdek kaynaklı gazları"n çıkışını arttırmaktadır.

    Su buharı, diğer sera gazlarından farklı olarak güneşten gelen radyasyonun şiddetine ve gezegenin ortalama ısısına göre sabit olan bağlı bir değişkendir. Dolayısıyla küresel ısınma konusunda pasif etkiye sahiptir. Ancak diğer sera gazları, yer yer bağımsız değişken olarak küresel ısınma üzerinde aktif bir etki yaratabilirler. Örneğin karbondioksit, yoğun volkanik etkinlik sonucu ya da insanlar tarafından fosil yakıtların yakılmasıyla yoğun olarak atmosfere salınabilir. Bu durum, gezegenin ortalama ısısından bağımsız olarak ortaya çıkabilen ve ortalama ısının artması sonucunu doğuran bir etken olarak işlev görür.

    Bugün için bilim çevrelerinde küresel ısınmada baş rolün atmosferdeki karbondioksit oranının artmasına bağlanmaktadır. Her ne kadar atmosferdeki karbondioksit,
    Yeşil bitkilerin fotosentez olayında,
    Karbondioksitin litosfer yüzeyinde suda çözünmesiyle,
    Atmosferden çekilmekte ise de, bu mekanizmaların kapasitesinin üzerinde karbondioksit salınımı, gezegen üzerinde sera etkisi yaratmaktadır.
    Su buharı dışındaki sera gazları dolayısıyla gezegen yüzeyindeki ortalama ısının artması, buharlaşmanın artmasına yol açacaktır. Bu ise atmosferde daha fazla su buharı, yani bulut oluşmasına yol açar. Bulutlar, güneşten gelen radyasyonun bir bölümünü dış uzaya yansıtırken bir bölümünü soğurarak ısınırlar, bir bölümünü de yeryüzüne geçirirler. Litosfer ve hidrosfere ulaşan bu radyasyonun da bir bölümü soğurularak ısınmaya yol açarken bir bölümü dış uzaya yansır. Dış uzaya yansıyan radyasyon yeniden bulut kütlesi ile karşılaştığında, aynı olaylar yaşanır, yansıtılır, soğutulur, dış uzaya kaçar.
    Bu mekanizma, su buharı dışındaki sera gazlarının atmosferde artması sonucu bulutların sera etkisini artırmakta, küresel ısınmaya yeni bir katkıya yol açmaktadır.

    KÜRESEL ISINMA NEDENLERİ

    İklim sistemi içsel ve insani etkiler, güneş hareketleri ve sera gazları, vb. nedenlerden etkilenmektedir. İklimbilimciler (klimatolog) küresel ısınma konusunda hemfikirdirler.
    Bu değişimin detaylı nedenleri açık bir araştırma alanıdır ama bilimsel çoğunluk sera gazlarının son zamanlardaki sıcaklık artışının başlıca nedeni olduğunu belirtmektedir.
    Atmosferdeki karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) oranlarındaki artış dünya yüzeyinin sıcaklığını yükseltmektedir. CO2 oranındaki artış dünyanın yüzeyini ısıtmakta ve kutuplara yakın buzların erimesine yol açmaktadır. Buzlar eridikçe yerlerini kara veya sular almaktadır. Kara ve suların buza oranla daha az yansıtıcı olması güneş ışınımı emilimini arttırmakta ve dolayısıyla buzullarda daha fazla erimeye yol açmaktadır.

    Olası Çözümler ve Alınabilecek Önlemler

    Daha az araba kullanmak. Daha sık yürüyüp, bisiklet kullanmak ve toplu taşıma araçlarından daha çok faydalanmak. Araba kullanılmayan her 2 kilometre için 0,75 kg. karbondioksit tasarruf edilecektir.
    Otomobillerin hava ve yakıt filtrelerinin her zaman temiz olmasına dikkat etmek. Çok tozlu ortamlara yaptığınız yolculuklardan sonra mutlaka filtreler temizlenmeli. Kirli filtreler fazla yakıt harcanmasına yol açmaktadır.
    Geri dönüşüme katkıda bulunmak. Evlerden çıkan çöplerin sadece yarısını geri dönüştürerek yılda 1200 kg. karbondioksit tasarrufu sağlanabilir.
    Lastikler kontrol etmek. Düzgün şişirilmemiş lastiklerle litre başına alınan yol yüzde 3 oranında artar. Buradan sağlanacak her 4 litre benzin tasarrufu 10 kg. karbondioksiti atmosferden uzak tutar.
    Daha az sıcak su kullanmak. Suyu ısıtmak için çok fazla enerji kullanmak gerekiyor. Daha az su tüketen bir duş başlığı ile 175 kg, giysileri soğuk su ya da ılık suda yıkayarak da 250 kg. karbondioksit tasarrufu yapabilabilir
    Ambalajları fazla olan ürünlerden kaçınmak. Çöpü yüzde 10 oranında azaltarak 600 kg. karbondioksit tasarrufu yaptirir.
    Su ısıtıcısını ayarlamak. Isıtıcıları kışın 2 derece yukarı, yazın 2 derece aşağı ayarlamak. Bu basit ayarlamayla yılda 1000 kg karbondioksit tasarrufu yapilabilir.
    Elektronik cihazları tamamen kapatmak. Evde ortalama 8 saat stand by konumunda bırakılan TV, DVD, müzik seti gibi elektronik cihazlar, yılda 450 kg karbon gazının atmosfere yayılması anlamına gelir.
    Her yıl en azından bir ağaç dikmek. Bir ağaç ömrü boyunca 1 ton karbondioksit emmektedir.
    Özellikle ısınmada güneş enerjisi ile çalışan sistemleri kullanmak. Bu çok büyük tasarruflar sağlayacaktır.
    Ormanlarda piknik yapmak yerine çok az ağaçlık küçük park ve bahçelerde piknik yapmak, orman yangınlarını engelleyecektir
    Orman içlerinde yakıcı ve yanıcı maddelerle piknik yapılması engellemek. Orman içlerinde daha çok, önceden hazırlanmış yiyeceklerin tüketilmesine izin vermek.
    Orman içlerinde yapılan pikniklerde kullanılan ve mercek görevi yaparak ormanların yanmasına neden olan cam kırıklarının toplatılması için gönüllü toplayıcı ekiplerinin oluşturmak. Bu sistem yerel yönetimler tarafından oluşturulabilir.

    kynk: Vikipedi
    Ölümden sonrası bile varken , senden sonrası neden olmasın ?



    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

  2. #2

    Üyelik tarihi
    25 12 2011
    Yer
    Kocaeli - İzmit
    Mesajlar
    34.900
    Bahsedildi
    1
    Etiketlendi
    0



    Küresel Isınma ve Yaklaşan Felaketler

    Küresel Isınma ve Yaklaşan Felaketler

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler


    Küresel ısınmaya bağlı olarak, iklimde kavurucu sıcaklar, şiddetli fırtanalar, düzensiz yağışlar gibi değişiklikler oluşur.

    Çöller genişleyebilir, mercan resifleri yok olabilir, dünyanın bir bölümü ısınırken, bir bölümü hiçbir canlının yaşayamayacağı oranda dondurucu soğuklara maruz kalabilir.

    Küresel ısınmaya bağlı olarak, okyanus sularının ısınması daha az karbondioksitin çözülmesine neden olur. Bu, okyanus bitkilerinin büyüyememesi ve balinalardan küçük deniz canlılarına kadar bitkilerle beslenen pek çok canlının yaşamının tehdit altına girmesi demektir.

    Dünya ısınırsa bitkiler emdikleri karbondan daha fazlasını atmosfere geri gönderir. Bu durumda atmosferdeki karbondioksit oranı artar, oksijen oranı azalır, yaşam sona erer.

    Karbon döngüsündeki bu hassas işleyişte, sadece çok küçük bir değişimin olması durumunda dünyanın dengesi bozulabilir.



    Ölümden sonrası bile varken , senden sonrası neden olmasın ?



    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

  3. #3

    Üyelik tarihi
    25 12 2011
    Yer
    Kocaeli - İzmit
    Mesajlar
    34.900
    Bahsedildi
    1
    Etiketlendi
    0



    Küresel Isınmanın Deniz ve Deniz Canlıları İçin Olumsuz Etkileri

    Küresel Isınmanın Deniz ve Deniz Canlıları İçin Olumsuz Etkileri

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

    Denizel canlılardan özellikle de bazı balık türleri, küresel ısınmanın anlaşılmasında belirteç görevi görürler. Su sıcaklığı; balık türlerinin üremesi ve ideal yaşam alanı oluşturması nedeniyle en belirleyici faktörlerin başında gelir. Balıklar larva ve juvenil denilen ergin öncesi safhalarında su sıcaklığı değişimine karşı oldukça duyarlıdır. Bu nedenle deniz ve nehir arasında göç eden balıkların bu olumsuzluktan etkilenmeleri kaçınılmazdır. Akdeniz’de yaşayan ve Karadeniz ve Marmara’ da 20 yıl önce nadir görülen Sardalya, Kupes ve Salpa gibi balıkların bu denizlerde sıkça görülmeye başlanması, hatta İğneada gibi Batı Karadeniz’de avcılığına başlanması deniz suyu sıcaklığının artışıyla ilişkilendirilmektedir. Yine, Thallossoma pavo (Gün balığı) türü balıkların artık Marmara Denizi’nde de görülebilmesi, dağılımının Akdeniz’in güneyinden daha kuzeye çıkması küresel ısınmasın etkileriyle açıklanmaktadır.

    Termofilik olarak adlandırılan (Sıcağı seven) Arbacia lixula denilen bir tür deniz kestanesinin Kuzey Ege ve Marmara Denizi‘nde yoğun olarak görülmeye başlanması bu denizlerdeki faunal değişimin öncü işareti olarak değerlendirilmektedir. Diğer yandan, Karadeniz’in Akdenizleşmesi süreci devam etmektedir. Bilindiği gibi Akdeniz – Karadeniz bağlantısı son 6.000 yılda tekrar sağlanmış ve Akdeniz kökenli türler bu denize girmişlerdir. Bu dönemde bu günkünün aksine Akdeniz’in su seviyesi daha yüksek idi. Bu giriş günümüzde de devam etmekte olup bu olaya Mediteranizasyon (Akdenizleşme) denilmektedir. Akdeniz’den Karadeniz’e geçen türlerin temel özelliği yüksek tuzluluk ve sıcak sularda yaşamasıdır. Örneğin Mıgrı, Baraküda, Peygamber balığı gibi balık türlerinin bu denize girmesi termofilik türlerin dağılımının genişlediğini gösterir. Bununda sebebi ise havzanın su sıcaklığındaki yükselmeyle ilişkilendirilmektedir. Karadeniz’de Akdenizleşmenin hızlanması ve bir çok yeni türün bu denize girmesi ve besin zincirini değiştirmesi önümüzdeki yıllarda daha da belirginleşebilir. Karadeniz’deki ekolojik değişimde bir diğer belirleyici etmen bu havzadaki organik yüklerin üretim ve tüketim bilançosuna bağlı olacaktır. Bu aşamada küresel ısınmanın plankton üretimini ne ölçüde değiştireceğini bilememekteyiz. Ancak günümüzde Hamsi ve Çaça gibi balıklar planktonlarla beslenerek, su kolonundaki organik yüklerin denizden emilmesini sonuçlar. Bunun olmadığı yani planktonların diplerde biriktiği bir süreçte dipte H2S oluşumu hızlanacaktır. Dolayısıyla sistemdeki organik maddeleri tüketen balıkların azalmasıyla H2S tabakası daha da yükselecektir. Bu haliyle Akdeniz ve Karadeniz arasında biyolojik koridor, bariyer ve aklimizasyon görevi gören Türk Boğazlar sisteminin aklimizasyonun yerini adaptasyonun alacağını söylemek zor olmaz.

    Ayrıca, Hint Okyanusundan Akdeniz’e geçen türlerin geçişini sağlayan Süveyş Kanalının yaptığı görevi İstanbul Boğazı’nın yapıp yapmayacağı veya bunu etkileyen faktörlerin ne olduğu sorusu cevaplanmayı beklemektedir. Zira yüzey suyunda tuzluluğu %o 40 olan Akdeniz’in , %o 38 olan Ege , %o 20 olan Marmara , % o18 olan Karadeniz , %o 16 olan Kuzey batı, %o 14 olan Azak- Kerç boğazı sisteminde yüzey suyu sıcaklığının artışı, Akdeniz kökenli türlerin bu denize girişini hızlandırabilir. Dış çevredeki değişimin hızına yetişemeyen türlerin kaybolması da olası görülmektedir. Diğer yandan, küresel ısınma nedeniyle okyanuslar ve denizlerdeki ana taşıyıcı akıntılarda değişimler görülebilir. Bunun Akdeniz ve Karadeniz arasındaki akıntı sistemine vereceği etki de incelemeye değer bir başka konudur. Çünkü Akdeniz’den Karadeniz’e çıkan yüksek tuzluluklu ve sıcak alt akıntı ile Karadeniz’den gelen düşük tuzlukluklu soğuk üst akıntı deniz canlılarının dağılımını ve göçlerini düzenler. Deniz suyu sıcaklığının artışı Termofilik balık türlerinin Karadeniz’e geçişleri ve girişlerini etkileyeceğinden bu yeni bir lesepsiyen göçe benzetilebilir. Bu olguların ışığında Karadeniz’deki av kompozisyonu ve balık türleri de değişecek, türler de muhtemelen artacaktır. Avlanan balıkların miktarları da değişebilir. Bu ise yüzyıllardır geleneksel hale gelmiş Karadeniz balıkçılığının değişime uğraması demektir. Ancak, küresel ısınma Karadeniz’deki H2S tabakasının kalınlığını değiştirerek en olumsuz etkisini gösterebilir. Zira Akdeniz’den gelen sular daha sıcak olacak, Karadeniz’de bu dengeyi sağlayan tatlı su girdisiyse sıcaklık artışıyla hem azalacak, hem de sıcaklık ve yoğunluk ara tabakası yükselecektir.

    Bu ise anoksik tabakanın yükselmesini sağlayabilir. Bu tabakanın yükselmesi ise zaten hacimsel olarak sadece % 7 lik bir alanı deniz canlılarının beslenme ve üremelerine uygun olan alanın azalması demektir. Bu da Karadeniz gibi sınırlı su yenilenmesine sahip, izole ve genetik değişimin az olduğu bir deniz için kaos demektir. Karadeniz’deki deniz suyu seviyesinin yükselmesi veya su sıcaklığının artışı soğuk su seven mersin balığı, alabalık başta olmak üzere bir çok türü de olumsuz etkileyecektir.

    Küresel ısınmayla Karadeniz su sıcaklığındaki artış dahası, değişen atmosferik ritm nedeniyle yağış rejimi değişecek, denize besleyici yükler birden girecek, böylelikle mevsimsel plankton patlamaları yaşanabilecektir. Günümüzde yaşandığı gibi tüketiminden fazla üreyen organik maddelerin dibe yığılması ve bunların denizel sülfatları sülfürlere indirgenmesiyle canlı yaşamın dar bir kuşağa hapsedileceği gibi, organik maddelerin karadan gelen sediment yükler altına hapsedilmesiyle tersine yani H2S zonunun daha da inceleceği bir sürece de tanık olabiliriz. Böylesi bir süreçle Karadeniz daha iyi bir ortama da geçebilir.

    Türkiye kıyılarındaki uzun dönemli deniz seviyesi değişimleri için kullanılan ölçüm (Mareograf) istasyonlarının sayısı yeterli değildir. Sınırlı mevcut veriler, yılda ortalama 7 mm lik deniz seviyesi artışının olduğunu göstermektedir. Bunun da kıyısal ekosistemde başta erozyon olmak üzere tuzlanma ve diğer değişim ve tahribatalara yola açacağı aşikardır.

    Özellikle dalga zonunda yaşayan deniz yosunlarının ve bunlarla birlikte yaşayan omurgalı ve omurgasız canlıların su seviyesi yükselmelerinden etkilenmeleri kesindir. Bu yosunların başta eklembacaklı, kabuklu ve balıklara yaşam alanı oluşturması ve bunun zamanla yok olarak besin zincirini temelden etkilemesi kaçınılmazdır. Bunun ne zaman olacağı ve türlerin bu ekolojik değişimlere karşı hangi adaptif yeteneklerini geliştirecekleri de inceleme konusudur.

    Doğal olarak, Karadeniz’deki hidrolojik değişimler, akıntılarla taşınan pelajik göçmen balıkların yumurtalarının dağılım alanını ve derinliğini değiştirecektir. Örneğin İlkbaharda Karadeniz’e çıkan göçmen pelajik balıkların yumurtlama alanları ve dağılımları incelenmeye değer bir konudur. Sulak alanlardaki su seviyesi yükselmeleri ise yeni türlerin bu alanlara girmesine, eski ile yeni türler arasındaki mücadeleye de sahne olacaktır.

    Nihayet, deniz suyunun ısınması sonucunda yüksek sıcaklıkta yaşayan bakterilerin artması ve bunların hastalık oluşturma kapasiteleri daha da artacaktır. Bunun küresel boyutta olması da mümkündür. Küresel ısınma denizlerde yapılan balık yetiştiriciliği için tehlikedir. Çünkü su sıcaklıklarının artması özellikle yazın daha fazla hastalık demektir. Bunun için üretimde daha fazla aşı ve kimyasal madde kullanma zorunluluğu ortaya çıkacaktır.



    Ölümden sonrası bile varken , senden sonrası neden olmasın ?



    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

  4. #4
    Perhaps, Perhaps ,Perhaps
    Üyelik tarihi
    22 12 2011
    Mesajlar
    33.465
    Bahsedildi
    3
    Etiketlendi
    0



    KÜRESEL ISINMA Ve DÜNYAMIZ - KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA POLİTİKALAR

    Dünya, bir insan vücudu ile karşılaştırıldığında; dünyada meydan gelen hava, su, toprak kirliliği ve gürültü sonucunda oluşanların, insan vücudunda oluşanlarla örtüştüğü görülür. Sera gazları vasıtasıyla sıcaklığın yükselmesi, buzulların ve karların erimesine; buharlaşma ve yoğunlaşmanın artması ise ani yağışlara neden olmaktadır. Insan vücudunda bu durum ani bir yaralanma veya travma neticesinde kanama ve çok fazla kan kaybı ile karşılaştırılabilir. Dünya aşırı erime nedeniyle su kaynaklarını tüketecek, kuraklık ve kıtlık neticesinde bitki- hayvan türlerinde azalma ve sonunda tümüyle yok olmaya gidebilecektir. Aynı şekilde insan vücudunda da çok fazla kan kaybı ile vücut için hayati önem taşıyan dolaşım ve solunum sistemi felç olacak ve ölüme neden olabilecektir. Ancak zamanında müdahale edilir, kanama durdurulabilirse insan ölümden kurtulabilir. Dünya için de durum benzerdir. Çünkü küresel ısınma durdurabilirse erime yavaşlayacak ve insan vücudundaki kan damarlarına benzeyen nehirler ve kalbe benzeyen okyanuslarda su seviyesi, karbondioksit ve diğer atmosfer gazları dengeye gelecektir.

    Dünya insanoğlunun devamlı tahribatı karşısında artık savunmasız hale gelmiştir. Insanın bağışıklık sistemi belirli dozda ve türde mikroorganizmalara karşı kendini savunabilmektedir. Dünyamızda, volkanik patlamalar, okyanuslar arasında su ve ısı alışverişi gibi mekanizmalarla küresel ısınma düşürülmeye çalışmakta fakat girdilerin yüksekliği karşısında savunma yetersiz kalmaktadır. Ormanların yok olması, insan vücudundaki solunum sisteminin yetersiz kalması gibi bir anlama gelmektedir. Tüberküloz gibi hastalıklarla insan akciğerleri yeterince kirli kanı temizleyip oksijenle yeterli şekilde beslenemeyince, dokulara ve organlara giden kirli kan vücutta bulunan başta boşaltım sistemi olmak üzere diğer sistemlerin bozulmasına ve gerekli önlemler alınmazsa ölüme neden olabilmektedir. Aynı şekilde, ormansızlaşma ve sularda sıcaklığın yükselmesi neticesinde okyanuslar ve göller ısınınca karbondioksiti tutamamakta; ormanlar azalınca, atmosferden karbondioksiti alacak ortam yok olmakta; atmosfer ve deniz fonksiyonunu yerine getirememektedir. Eğer zamanında gerekli müdahale yapılmazsa, gelecek yüzyılda beklenen 1,4-5,8 °C sıcaklık artışı ile dünya canlısının sonu insanınkinden farksız olacaktır.

    Ayrıca, katı, sıvı ve gaz atıkların son alıcı ortamı olan toprak da insanın sindirim sistemine benzetilebilir. Her yıl milyonlarca ton böcek ilacı, mantar ilacı, yabani ot ilacı üretilmekte, bunlar atmosfere ve suya karışmakta ve sonunda toprak tarafından tutulmaktadır. Buna dünya canlısının midesi olarak kabul edilen toprak belli bir dereceye kadar sindirimle cevap vermiştir. Ancak bu atıkların yok olma süresinin yüzyılları alması ve her yıl çok büyük miktarlarda artış göstermesinden dolayı dünyamız artık bu kirlenmeye cevap veremez duruma gelmiş bulunmaktadır. Insan sindirim sisteminde de benzer şekilde aşırı kullanım ve kapasite üzerinde tüketim yapıldığı taktirde reflü, mide ülseri ve hatta kansere kadar gidebilen bir çok rahatsızlık oluşabilmekte ve eğer kanser olmadan önlem alınabilirse insan kurtulabilmektedir. Katı, sıvı atık ve gaz emisyonları sorununa geçerli ve yeterli çözüm bulunmadığı taktirde toprak işlevini tamamen kaybedecek ve buna bağlı olarak yer altı sularının kirlenmesi, tarım ve hayvancılığın durması kısacası besin zincirinin iflası gelecekte kaçınılmaz olacaktır. Insan sindirim sistemi de iflas edince besinlerin yararlı hale getirilip kana karışması mümkün olamayacak ve kan yeterli besinleri doku ve organlara taşımayınca insanın hayatı tehlikeye girecektir.

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

    KüRESEL ISINMANIN ETKILERI
    Dünyamız atmosfer, hidrosfer (su), biyosfer (canlı yaşam) ve litosfer (taş-toprak), olmak üzere dört ana sistemden oluşan ve fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçlerin karşılıklı etkileri altında bulunan karmaşık yapılı bir organizma gibidir. Dünyayı saran atmosfer güneşten gelen zararlı ışınları süzer, meteorların dünyamıza düşmesini engeller, canlı yaşam için gerekli gazları bulundurur, iklim olayları meydana gelir, dünyamızın aşırı ısınması ve soğumasını önler, güneş ışınlarını dağıtır, dünya ile birlikte dönerek sürtünmeden doğacak yanmayı engeller. Hava, dünya sisteminin canı veya solunum sistemi olarak kabul edilebilir. Havada bulunan oksijen ve karbondioksit canlılar için gerekli iki gazdır. Bu iki gaz fotosentez ve hücresel solunum sürecinde birbirini takip eden bir döngü ile sağlanmaktadır. Ayrıca azot, azot bağlayıcı bakteriler ve azotu serbest bırakan bakteriler tarafından azot döngüsü ile atmosfer havasına verilmektedir. Hava, bitkilerin fotosentez yapmaları için karbondioksiti, insanlar ve birçok hayvan yaşamı için oksijeni sağlayan bir kaynak durumundadır. Bu yönüyle hava yerkürenin solunum sistemi, ormanlar ve yeşil bitkiler de bu sistemin akciğerleri olarak kabul edilebilir. Ancak ormanlar ve yeşil bitkiler karbondioksiti alarak fotosentez yapabilmek için suya ve güneş enerjisine ihtiyaç duymaktadırlar. Ayrıca bitkiler yaşamlarını sürdürebilmek için topraktan birtakım mineral ve besin maddelerini almak zorundadırlar.

    Su, dünya canlısının dolaşım sisteminin kanı; denizler ve okyanuslar insan vücudundaki kalbi; nehirler damarları, küçük dereler de kılcal damarları olarak kabul edilebilir. Su besin maddelerini taşıyarak toprağı besler ve hayatın her şekli için esas teşkil eder. Toprağın zehirli ve zehirsiz atık maddelerini alarak toprağı temizler.

    Kara sistemi canlı dünyanın iskeleti olarak kabul edilmektedir. Toprak insanlara ve yeryüzündeki diğer tüm canlılara yaşam alanı; taş, kum gibi yapı maddeleri; altın, gümüş, alüminyum ve enerjinin çoğunun sağlandığı fosil yakıtları sağlamaktadır. Ayrıca canlıların hayat faaliyetlerini sürdürebilmeleri için gerekli olan, hava, su, besin gibi ihtiyaç maddelerine ulaşabilmeleri, biyosfer ile diğer katmanlar arasında yoğun bir alışveriş ile mümkün olmaktadır.

    Güneşten atmosfere gelen güneş enerjisinin yaklaşık % 26’lık bir kısmı bulutlar ve diğer atmosferik partiküller tarafından uzaya geri yansıtılmaktadır . Yaklaşık % 19’luk bir kısmı bulutlar, ozon gibi gazlar ve atmosferdeki partiküller tarafından tutulmaktadır. Geri kalan % 55’lik güneş enerjisi dünya atmosferinden geçerek yeryüzüne gelmekte ve bunun da % 4’ü geri yansıtılmaktadır. Güneş radyasyonunun % 51’lik kısmı yeryüzüne ulaşmakta ve bu enerji yeryüzünün ısınması, buzulların ve karların erimesi ile suyun buharlaşmasında ve bitkilerin fotosentez faaliyetlerinde kullanılmaktadır. Dünyadaki ısı enerjisinin miktarı, atmosferdeki karbondioksit ve metan gibi sera gazlarının konsantrasyonu ile orantılıdır. Bu gazlar yeryüzünden yansıyan enerjiyi tutarak dünyamızı ısıtırlar. Sera etkisi olmasaydı yeryüzünde yaşam büyük bir olasılıkla olmayacaktı ve ortalama sıcaklık +150C yerine -180C olacaktı. Sanayi devriminden sonra sera gazlarındaki artışın sonucu olarak, sera etkisi de artmış ve dünyamız daha fazla ısınmıştır. Bu konuda birçok bilgisayar modeli oluşturulmuştur. Bu modellerde temel sera gazı olan karbondioksitin iki kat artmasıyla ortalama dünya sıcaklığının 10C ile 30C arasında yükseleceği tahmin edilmektedir. Insan kaynaklı sera etkisini artıran başlıca gazlar; karbondioksit, metan, azot oksitleri, kloroflorokarbonlar ve troposferdeki ozondur. Bunlardan karbondioksit sera gazı etkisinde % 55; kloroflorokarbonlar % 25, metan % 15 ve azot oksitler % 5 oranında sorumludur. Geçen üç yüzyılda insanların çeşitli faaliyetlerine bağlı olarak dünya atmosferindeki karbondioksit konsantrasyonu artış göstermiştir. Küresel ısınmaya enerji kullanımının % 49, endüstrileşmenin % 24, ormansızlaşmanın % 14 ve tarımın % 13 oranında katkıda bulunduğu tespit edilmiştir. 1700’li yılların başlarında atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu 280 ppm (milyonda 280 kısım) iken 1900’lü yıllarda sanayi devrimi ile 360 ppm’e ulaşmıştır. Bugün atmosferde bulunan karbondioksit gazının % 65’lik kısmı fosil yakıt yakılmasından, % 35’lik kısmı ise ormansızlaşma ve çayırlıkların, ormanlarından kaynaklanmaktadır.

    1750 yılından bugüne kadar metan konsantrasyonunda % 140’lık bir artış tespit edilmiştir. Atmosfere geçen bu ilave metanın kaynakları önem sırasına göre pirinç tarımı, evcil geviş getiren hayvanlar, termitler, su birikintileri, kömür işleme, petrol ve gaz çıkarımıdır. Azot oksidin atmosferdeki ortalama konsantrasyonu yıllık % 0,2-0,3 arasında artmaktadır. Bu artış kara alanlarının kullanım değişiminden, fosil yakıtların yanmasından, biyokütle yakılmasından ve toprak gübrelenmesinden kaynaklanmaktadır.

    Ozonun sera etkisinin artmasındaki rolünün bilimsel olarak tespiti zordur. Bu gazın 25 yıl ve daha öncesine ait doğru ölçümlerinin yapılması mümkün olmamaktadır. Ozon gazı dünya atmosferinin iki farklı bölgesinde bulunmaktadır. Ozonun % 97’lik kısmı yeryüzünden 15-55 km uzaklıkta stratosfer tabakasında bulunmaktadır. Son yıllarda stratosferik ozon, kloroflorokarbonların atmosfere salınmasından dolayı azalmaktadır. 1970’li yılların sonlarında Antarktika üzerinde ozon tabakasının miktarında % 70 oranında azalma tespit edilmiştir. Yirminci yüzyılın en sıcak on yılı asrın son on beş yılı içinde meydana gelmiştir. Kayıtlara göre 1998 yılı en sıcak yıl olarak tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak kuzey yarım küredeki kar örtüsünde ve okyanuslarda yüzen buz kütlelerinde azalma meydana gelmiştir. Ayrıca, deniz suyu seviyesinde ortalama olarak 10-20 cm yükselme olduğu; dünya çapında kara üzerinde yoğunlaşmanın % 1 oranında arttığı; iklim ısındıkça buharlaşmanın artacağı ve bunun da ortalama küresel yağış miktarında artışlara neden olacağı tespit edilmiştir. Bilim adamları ortalama yüzey sıcaklığının bölgesel farklılıklar olmakla beraber gelecek 50 yıl içinde 0,6-2,50C; yüzyıl içinde de 1,4-5,80C artabileceğini tahmin etmektedirler. Küresel ısınmanın neden olduğu iklim değişiklikleri toplumları, doğal sistemleri ve onların sosyo-ekonomik kalkınma faaliyetlerini etkilemekte, etkilenen unsurlar değişen şartlara uyum sağlamak ve bunun için de bir takım faaliyetlerinde azaltmaya gitmek zorunda kalmaktadır.

    KüRESEL ISINMANIN SISTEMLER üZERINE ETKILERI

    Ekolojik sistemler üzerinde küresel ısınmanın birçok etkisi vardır. Yukarı enlemlerde ve kutup bölgelerinde sıcaklık artışına bağlı olarak buzullar erir, deniz suyu seviyesi yükselir; taşkınlar, kıyı kesimlerde toprak kaybı, temiz su kaynaklarının denize karışması, aşırı buharlaşma ve kuraklığa bağlı olarak yangınlar, göl ve ırmak sularında azalma, bitki ve hayvan türlerinin yok olması ya da azalması, bazı bölgelerde virüs türlerinde değişiklikler, salgın hastalıkların artması gibi birçok olumsuz gelişme meydana gelir.
    Okyanus bilimciler, dünyadaki karbondioksit oranının okyanusların emebileceği düzeyi aştığında ve denizlerdeki asitlik değerlerinde 1750’den bu yana 0,1’lik artış olduğunda birleşmektedir. Asitlik değerlerinin 0,3-0,4 arasındaki artış, mercanlar ve soğuk su organizmalarının sonunu getirecektir. Deniz ve sahil çevresi; sulak alan ve bataklıklar, insanların sürekli müdahalesi ve kirletmesi nedeniyle yoğun bir baskı altındandır. Deniz suyu seviyesinin yükselmesi ile taşkınlar ve seller sulak alanları ve sahilleri tahrip edecektir. Böylece, bitki türleri küresel ısınma ile gelen yeni şartlara hemen adapte olamayacak; sel, kuraklık gibi felaketler neticesinde birçok bitki türü yok olacaktır.

    Küresel ısınmanın birçok sosyoekonomik ve politik etkisi vardır. Su, tarım ve orman ürünlerinde azalma; su kaynaklarında azalmaya bağlı enerji sıkıntısı; turizm ve rekreasyon alanlarının sorunlu bölgeler haline gelmesi; bazı virüs türlerinin mutasyona uğraması ve dayanıklı varyasyonların ortaya çıkması, taşkın, sel vb. olaylar sonucu bulaşıcı hastalıkların artması ile insan sağlığının tehlikeye girmesi; besin maddelerinde azalma; psikolojik sorunlar, göç, politik sorunlar, az gelişmiş ülkelerin gelişen olaylara hazırlıksız olması ve ülkelerinde krizlerin ortaya çıkması kaçınılmaz görülmektedir. Ayrıca yüzey sularındaki akış değişikliği, yer altı suları, yağış, göller ve akarsular üzerinde doğrudan etki ederek suyun kalitesini bozacaktır. Denizlerin yükselmesi kıyı alanlarındaki tatlı su kaynaklarına zarar verecek; kıyı su alanları tuzlu suyun yer altı sularına karışmasından dolayı tehlike altına girecektir. Küresel ısınma Bangladeş, Maldiv Adaları, Pakistan ve Endonezya’da toprak kayıplarıyla kendini göstermektedir. Dünya’daki buzulların onda birine ev sahipliği yapan Peru’da buzulların 4’de biri yok olmuştur. Kuzey Kutbunda 1979’dan beri buzulların % 20’si erimiştir. Afrika’da Klimanjora Dağı’ndaki buzul 20. yy’da kütlesinin yaklaşık dörtte üçünü kaybetmiştir. Çin-Rus sınırındaki, Tiyen Şan Dağları’ndaki buzullar son kırk yılda % 20 küçülmüştür. Japonya plajları ve endüstrisi deniz suyu seviyesinin yükselmesi ile sel riski altındadır. Almanya, Hollanda, Ukrayna kıyılarındaki deltalar ile Kuzey Afrika’daki Nil Deltası sel ve erozyon tehlikesi altındadır. Fransa, aşırı sıcaklık ve soğutma sistemi için gerekli su temini yapılamadığından pek çok nükleer enerji santralını devre dışı bırakmıştır. Belli bölgelerde somon balığı populasyonu yok olma tehlikesi altındadır. Türkiye’de beklenen en önemli sorun su sorunudur. Akdeniz ikliminin yaz kuraklığına ilave olarak kış yağışlarında da azalmalar beklenmektedir. Su kaynaklarının azalması neticesi enerji sıkıntısı ve kıyı bölgelerden iç bölgelere göçler beklenmektedir. Son yıllarda Türkiye’de ormanlarda artış gösteren kuruma, zararlı böcekler ve yangınların asıl nedeninin kuraklık olduğu ileri sürülmektedir.


    Küresel ısınmaya çözümler, çevre ve enerji üzerinde yoğunlaşmaktadır. Çevre kirliliğinin önlenmesi için çalışmalar üç alanda toplanabilir. Birincisi endüstriyel enerji yönetimidir. Bununla enerji kaybının önlenmesi, geri dönüşümün geliştirilmesi ve daha az enerji ile daha çok güç üretilmesi amaçlanmaktadır. Ikinci tedbir, alternatif yakıt kullanımıdır. Biyokütleden elde edilen alkol ile çalışan araçlar üretmek ve fosil olmayan yakıtlardan üretilen hidrojeni kullanmak zorunluluk arz etmektedir. Yenilenebilir enerji kaynaklarını, doğa dostu hidroelektriği, jeotermal enerjiyi, biyokütleyi, güneş ve rüzgar enerjisini geliştirme yoluna gidilmelidir.

    Karbondioksit üretiminin azaltılması veya tamamen önlenebilmesi için karbondioksit yönetim politikaları geliştirilerek çevre koruma araç değil, amaç edinilmelidir. Başarılı olabilmek için, uzun süreli karbondioksit depolanmasını sağlamaya çalışmak, karbondioksitin yeraltına verilmesi, okyanuslarda depo edilmesi, biyokütlede ve toprakta saklanması, ormanların yok edilmesinin önlenmesi ve ormanlaştırma çalışmalarının hızlandırılması gerekmektedir.


    KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA POLİTİKALAR
    Gelecekteki karbondioksit emisyonlarını ve diğer sera gazlarını kontrol altına alabilmek için ilk ciddi adım 1979 yılında I. Dünya Iklim Konferansı’nda atılmıştır. 1985 ve 1987 yıllarında Avusturya’nın Villach kentinde ve 1998’de Toronto’da düzenlenen toplantılar, dikkatleri ilk kez iklim değişikliği karşısında siyasal seçenekler geliştirilmesi konusu üzerinde toplamıştır. 1987 yılında kloroflorokarbonların sınırlandırılması konusunda 46 ülke tarafından Montreal Protokolü imzalanmıştır. 1988 yılında yapılan “Değişen Atmosfer” konulu Toronto Konferansında, uluslararası bir hedef olarak, küresel karbondioksit emisyonlarının 2005 yılına kadar % 20 azaltılması ve protokollerle geliştirilecek olan bir çerçeve iklim sözleşmesinin hazırlanması önerilmiştir. Aralık 1988’de Malta’nın girişimi ile, BM Genel Kurulu, küresel iklimin insanoğlunun ortak mirası ve ortak problemi olduğunu belirtmiştir. Kasım 1989’da Hollanda’da yapılan Bakanlar Konferansı’nda ABD, Japonya ve eski Sovyetler Birliği dışındaki ülkelerin çoğu havaya karbondioksit atılmasının % 20 oranında azaltılmasını destekledikleri halde özel bir hedef ya da takvim belirlenmemiştir. 29 Ekim-7 Kasım 1990 tarihlerinde Cenevre’de yapılan “Ikinci Dünya Iklim Konferansı Deklarasyonu” aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 137 ülke tarafından onaylanmıştır. Japonya’nın Kyoto kentinde 11 Ekim 1997’de dünyadaki sera gazlarını azaltma antlaşması açıklandı. Kyoto Antlaşması’na göre, gelişmiş ülkelerin 2008-2012 yılları arasında sera gazı salımlarını 1990’daki seviyelerinden en az % 6 oranında azaltmaları gerekmektedir.

    Kyoto Protokolü olarak isimlendirilen bu anlaşma 16 Şubat 2005’de Türkiye’nin de içinde bulunduğu, Ekonomik Işbirliği ve Gelişme Örgütü’ne üye ülkeler (OECD) tarafından, ABD ve Avustralya hariç, imzalanmıştır. Ayrıca, Eski Doğu Bloğu ülkeleri ve birçok gelişmekte olan ülke de protokolü imzalamıştır. Bu protokol, imza atan tüm ülkeleri hukuki olarak bağlamaktadır. Kyoto Protokolü kapsamına karbondioksit, metan, azot oksit, hidroflorakarbonlar, perflore edilmiş karbonlar ve sülfürhekzafloridler gibi altı sera gazı alınmıştır. Sera gazı oluşumunda çok önemli bir sorumluluğu olan bazı gelişmiş ülkelerin henüz bu protokolü imzalamamış olması dünya sağlığı hizmetlerinin planlanması, organizasyonu ve korunmasında önemli bir engel olarak varlığını sürdürmektedir.

    Mevcut insan kaynaklı karbondioksit emisyonlarının % 50’lik kısmı ABD, Eski Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti tarafından salınmaktadır. Kişi başına yıllık emisyon miktarında ABD 20 tonla birincidir. Arkasından 14 tonla Almanya gelmektedir. Avrupa Birliği’nde karbondioksit ile ilgili emisyon ticareti, Norveç Emisyon Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girdiği 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren başlamıştır. Bu konuda belirli sürelerde salınabilecek belirli miktarda sera gazı ile ilgili izin anlamına gelen “kota” belirlenmiştir. Devlet otoriteleri tarafından belirlenen kriterlere göre emisyon müsaadeleri alınıp satılabilir hale gelmiştir.

    Küresel ısınmaya sebep olan tüm unsurlar, kontrol altına alınarak, sorumluluğu olan ülkeler, üzerlerine düşeni en üst düzeyde, en etkin bir şekilde yerine getirmezse torunlarımızdan ödünç aldığımız çevre ve dolayısıyla dünya canlılığını kaybedecektir.

    ekolojimagazin

    Kaynaklar
    1. Karpuzcu M (2004) Çevre Kirlenmesi ve Kontrolü, Kubbealtı Neşriyat,Istanbul.
    2. Kurgun E,Aydın N, Tarkay N (2003) Ã?evre El Kitabı.Aydoğdu Ofset Matbaacılık,Ankara.
    3. Ã?zkaya A ve ark. (2006) Çevre Bilimi.Anı Yayıncılık, Ankara.
    4. Watson RT and Core writing team,(2001) Climate Change 2001 Synthesis Report,Cambridge University Press,USA,40,87.
    Uzaklarsa sahip olduğum tek şey.

    KÜRESEL ISINMA Nedenleri, Etkileri, Sonuçları, Alınabilecek Önlemler

 

 

LinkBacks (?)

  1. 05-02-2014, 01:37
  2. 03-18-2013, 20:27
  3. 03-17-2013, 20:59

Benzer Konular

  1. Trafik Sıkışıklığı Nedenleri Ve Olumsuz Etkileri
    By JuLy in forum Trafik Hakkında Genel Bilgiler
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-25-2014, 20:25
  2. Ağaçların Yok Olmasının Nedenleri Ve Sonuçları
    By Kate in forum Ekoloji ve Çevre
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 07-08-2014, 08:27
  3. Habitat Parçalanması, Doğal nedenleri ve etkileri...
    By Lady in forum Ekoloji ve Çevre
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 09-07-2013, 07:12
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-16-2013, 18:57
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-22-2013, 02:14

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0