İslamiyetten Önce Arabistan'nın ve Arap Halkının Durumu Nasıldı ?

Google adsense


+ Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: İslamiyetten Önce Arabistan'nın ve Arap Halkının Durumu Nasıldı ?

  1. #1

    Status
    Offline
    "Ölüm", kendinden önce bana yalnızlığını yolladı. (N. Hikmet)

    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    22 12 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    19.240
    Konular
    13110
    Aldığı Beğeni
    598
    Beğendikleri
    12

    İslamiyetten Önce Arabistan'nın ve Arap Halkının Durumu Nasıldı ?

    Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s.) Arap yarimadasinin Hicaz bölgesinde, Mekke sehrinde dogdu. O'nun hayâtini ve insanlik târihinde yaptigi büyük inkilâbi kavrayabilmek için, yasadigi asirda Arabistan'in genel durumunun ve Araplarin yasayislarinin, ana hatlari ile de olsa, bilinmesinde fayda vardir. Islâmiyet'ten önce Araplar, henüz millet hâline gelemedikleri için; kabîleler hâlinde yasiyorlardi. Her kabîle, digerlerinden ayri bir devlet gibiydi. Kabîle başkanina "Seyh" deniyordu. Hicaz ve Yemen bölgelerinde bazi sehirler kurulmussa da, genellikle çöllerde çadir ve göçebe hayâti geçiriyorlardi. Hicaz bölgesinde üç önemli sehir, Mekke, Yesrib (Medine) ve Tâif'ti. Mekke'de Kureys Kabîlesi, Tâifte Sakîf Kabîlesi, Yesrib (Medine) de Evs ve Hazreç adli Arap kabîleleri ile Kaynukaogullari, Nadîrogullari ve Kurayzaogullari olmak üzere üç yahûdi kabîlesi bulunuyordu. Diger kabîleler genellikle göçebe idiler. Kabîleler arasinda kan davasi ve sinir anlaşmazlıklari gibi sebepler yüzünden savas eksik olmazdi. Yalnizca yilin dört ayinda (Muharrem, Recep, Zilka'de ve Zilhicce aylarinda) harbetmezlerdi. Bu aylara "eshür-i hurum"(1) (savasilmasi, kan dökülmesi haram olan hürmetli aylar) denir.

    İslamiyetten Önce Arabistan'nın ve Arap Halkının Durumu Nasıldı ?

    Bu esnâda, bütün kabîleler güvenlik içinde seyâhat edebildikleri için, genellikle büyük panayirlar bu aylarda kurulurdu. Mekke'nin hâkimi, Kâbe ve civârindaki putlarin koruyucusu olduklari için Kureys kabîlesi, diger bütün kabîlelerden saygi görürdü. Bu sebeple Kureysliler, senenin her mevsiminde diledikleri yere seyâhat edebiliyorlardi.(2)

    Hicaz bölgesindeki panayirlarin en önemlileri, Mekke civârinda kurulmakta olan Ukaz, Mecenne ve Zülmecaz panayirlariydi. Bu panayirlara ülkenin dört bir yanindan akin akin gelenler arasinda saticilar, iffetsiz kadinlar, sâirler, hatipler, kâhinler ve çesitli dinlere mensup kimseler de bulunuyordu. Tâif'le Nahle arasinda kurulmakta olan Ukaz panayirinda, siir yarismalari yapilir; begenilip derece alan siirler, Kâbe'nin duvarlarina asilirdi. Bu sekilde Kâbe duvarinda asilmis olan yedi ünlü kasideye "el-Muallekatü's-seb'a" (Yedi Aski) denilmistir.

    Müslümanliktan önce, Araplarin çogunlugu putperestti. Yapmis olduklari bir takim heykellere ilâh diye tapiyorlardi. En önemli putlar, Hubel, Lât, Menât, Uzzâ, Vedd, Suva', Yegûs, Yeûk ve Nesr adlarini tasiyanlardi. Mekke'de Kâbe ve civârina 360 kadar put yerlestirilmisti. Her kâbîlenin ayri bir putu, her putun özel bir ziyâret günü vardi. Böylece yilin her gününde putlarini ziyârete gelenlerle dolup tasan Mekke, bir ticâret merkezi oldugu kadar, putperestligin de merkezi hâline gelmis bulunuyordu. Arabistan'da putperestlerden başka, Mûsevî, Hiristiyan, Mecusî (atese tapan) ve Sâbiî dinlerine mensup kimseler de vardi.

    Bunlardan başka, çok az sayida, Hz. Ibrahim'in tebliginden o devre ulasan dinî esaslari benimsemis tek Tanri inancinda olan "Hanîf"ler vardi. Nevfel oglu Varaka, Cahs oglu Abdullah, Huveyris oglu Osman ve Sâide oglu Kuss bunlardandi. Islâmiyetten önce Arap Yarimadasinin kuzeyinde (Sûriye'de) "Nebtî", güneyinde (Yemen'de) "Himyerî", Irak'ta ise "Süryânî" yazilari kullaniliyordu. Hicaz Araplari Sûriye ve Irak'a ticâret için yaptiklari seyâhatlarda Arapça'yi Nebtî ve Süryânî yazilari ile yazmayi ögrendiler. Daha sonraki asirlarda, Nebtî yazisindan "Nesih"; Süryânî yazisindan da "Kûfî" denilen yazi sitilleri dogmustur. Ancak, Araplar arasinda okuyup yazma bilenlerin sayisi son derece azdi. Cömertlik, konukseverlik, sözde durma, düsmanlari bile olsa kendilerine siginanlari himâye, cesâret.. gibi bazi iyi hasletleri yaninda, soygunculuk, faizcilik, zenginleri üstün, fakirleri hor görme, içki ve kumar düskünlügü, kabilecilik gayreti ile kan dökme gibi son derece çirkin âdetleri de vardi. Hele köle ve kadinlara insan degeri vermezlerdi.

    Kadinlar, ölen kocasindan, babasindan ve diger yakinlarindan mirâs alamadiklari gibi, kendileri mirâs mallari arasinda, mirâscilara kalirdi. Erkekler istedikleri kadar kadinla evlenebilirlerdi. Fuhus âdeta meslek hâline gelmisti. Bu yüzden bazi kimseler kiz çocuklarini diri diri kumlara gömecek derecede vahset göstermislerdi.(3) Islâmiyetin dogusu sirasinda yalniz Araplar ve Arabistan degil, bütün dünya, zulüm, sefâhet ve cehâletin karanligi içindeydi. Maddî ve rûhî sikintilar içinde bunalmis olan insanlik, bir mürsit, bir kurtarici beklemekteydi. Kur'ân-i Kerîm "Câhiliyet Devri" denilen bu karanlik dönemi, "Insanlarin kendi elleriyle isledikleri kötülükler yüzünden, fesat (her tarafi kapladi) karada ve denizde yayildi."(4) ifâdesiyle en vecîz bir sekilde anlatmaktadir.

    (1) "Allah'ın gökleri ve yeri yarattığı günkü yazısında, Allah' a göre ayların sayısı onikidir. Bunlardan dördü hürmetli aylardır. (et-Tevbe Sûresi,36) (2) "Kureyş kabîlesinin yaz ve kış yolculuklarında uzlaşması ve anlaşması sağlanmıştır. Öyleyse, kendilerini açken doyuran ve korku içindeyken güven veren şu Beyt'in (Kâbe'nin ) Rabbine kulluk etsinler." (Kureyş Sûresi, 1-4) (3) Bkz. Sünenü'd-Dârimî, 1/3, Beyrut, ts. "Aralarında birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman, içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir. Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır. Şimdi onu utana utana tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün? Ne kötü hüküm veriyorlar." (en-Nahl Sûresi, 58-59. Ayrıca bkz. ez-Zuhruf Sûresi, 17; et-Tekvîr Sûresi,8-9) (4) Bkz. er-Rum Sûresi, 41

    İslam dini Arabistan Yarımadasına yayıldığı sırada bir kısım cahiliye adetleri de bütün tesirleriyle hükmünü icra ediyordu. İslamiyet bunlardan bazılarını tamamen kaldırıyor, bazılarını mutedil hale getiriyordu. Bunlardan birisi de Cahiliye dönemindeki sınırsız kadınla evlenme meselesi idi.
    İslamiyet gelmeden önce Arap Yarımadasında erkekler, sayı sınırı olmaksızın, istedikleri kadar kadınla evlenebilirlerdi.


    İşte Kur'an-ı Kerim bu cahiliye adetine bir sınırlama getirdi. Azami olarak dörde kadar evlenebileceğini açıkladı.


    Cenab-ı Hak “Eğer hanımlarınız arasında adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, sadece bir tane ile yetinin.” buyurdu.(1)

    Buna göre, birden fazla evliliği Kur'an tesis etmedi. Ancak daha önce sınırsız olan adedi sınırlandırdı. Mesela Giylan ismindeki Sahabi Müslüman olduğu zaman on hanımla evli idi. İslamiyeti kabul ettiğinde dörtten fazlasını boşadı.

    İslamiyet her ne kadar birçok kadınla evlenmeye müsaade etmişse de, bir tek kadınla evlenmeyi esas olarak kabul etmiştir. Birden fazlasına müsaade “ahlaki ve sosyal zaruretler” haline tahsis edilmiştir. Bu durumda kadınlar arasında adaletin şart olduğu açıklanırken ruhi temayüllerde eşit davranmanın pek mümkün olmadığına dikkati çekilmiştir: “Ne kadar isteseniz kadınlar arasında adaletli davramaya güç yetiremezsiniz” (2)


    Cenab-ı Hak bir ayette adaleti emrederken, diğer ayette de insanların hanımları arasında adaleti gerçek manada gerçekleştiremeyeceklerini açıklaması, birden fazla kadınla zaruret olmaksızın evlenmemeye işaret içindir.


    Tarihin her devrinde milletler arasında ortaya çıkan kanlı savaşların acımasız tesiriyle erkek nüfusu azalıp, kadın nüfusu bir kaç misli artar. Böyle bir durumda bir erkeğin bir kaç kadını koruması bir vazife olur.
    Türkiye, Birinci Dünya, Almanya da İkinci Dünya Savaşından sonra bunu yaşamıştır. Almanya'da İkinci Dünya Savaşından sonra kadınların sayısı erkeklerin üç katı kadardı. Alman milleti şiddetli bir sosyal dengesizlik tehlikesiyle yüz yüzeydi. Çünkü kadınların hemen hemen üçte ikisi çaresizlik ve kimsesizlik içinde bulunuyordu.
    Böylece Almanya hükümeti bir erkeğin birden fazla kadınla evlenmesine imkan tanımak zorunda kalıyordu. Bir Alman Profesör, Alman kadının kurtulması için İslamın bu ruhsatını kabul etmekten başka çare olmadığını ısrarla belirtiyordu.

    Almanya'nın İkinci Dünya Savaşı sonundaki durumunda olduğu gibi şayet bir topluma bir erkeğe karşı üç kadın bulunsa, problemin halledilmesi için üç durum söz konusu olur:

    1. Her erkek bir kadınla evlenecek ve her üç kadından ikisi aile hayatını, çocuk sevgisini, annelik şefkatini tadamayacaktır.

    2. Her erkek bir kadınla evlenecek ve diğer kadınlarla gayr-ı meşru münasebetler kuracak; kadın bu durumda yine aile hayatını, annelik şefkatini ve çocuk sevgisini tadamayacaktır.

    3. Bir erkek birkaç kadınla evlenecek, meşru daire dahilinde aralarında adalet prensiplerine riayet ederek haysiyet ve şereflerini koruyacak, vicdani rahatsızlıktan kurtaracaktır. Toplum da cinsiyet ve nesep karmaşasından kurtulmuş olacaktır.


    Akl-ı selim sahibi her insan üçüncü şıkkı kabul eder. Çünkü insan fıtratı bunu gerektirir.


    mehmet PAKSU




+ Yeni Konu aç

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


Dost Sitelerimiz: AhmetDastan.COM | Kalbinegidenyol.Com | SağlıkUzmanım.COM



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370