Aileden habersiz yapılan imam nikâhı geçerli olur mu? Aileden Habersiz evlenmek günah mı? Nikâh, hem aile hem de toplum için büyük öneme sahip bir sözleşmedir. Bu sebeple yalnızca kadın ile erkeğin evlenmek üzere anlaşmaları yeterli görülmez. Bu konuda her toplumun, kendi inancına, gelenek ve göreneklerine göre koyduğu kurallar vardır. İslam’dan önce Mekke’de kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâhı kıyılırdı. İslam bu uygulamayı kabul etmiştir. Buna göre kızın ailesinin izni ve onayı olmadan kıyılan nikâh geçerli değildir.

Bu konu çok önemli bir konudur. Bugüne kadar yanlış anlaşılmalara sebebiyet olan bu konuda meşhur mezhepler Kur’an-ı Kerim ile bağdaşmayan görüşler bildirmişlerdir. Mesela Hanefi mezhebi, iki şahitle kıyılan denetimsiz nikahı geçerli saydığı için bu görüş; okullarda, iş yerlerinde ve bir çok mekanda gizli nikâhlara veya kız kaçırmalarına yol açmıştır. Kaçırılan kıza iki şahit huzurunda “evet” dedirtilerek iş bitirilmiştir.

Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezheplerinin nikâhta velâyet görüşü ise, başlık parasına yol açmıştır. Madem velinin taraf olmadığı nikâh geçersizdir, öyleyse onu ikna etmek gerekir. Bunun en kısa yolu başlık vermektir! Başlığı mehirle karıştırmamak gerekir. Mehir kızın kendine verilir. Başlık ise babasına, kardeşine, amcasına vs. verilir.

Kur’an’a göre nikâhın, marufa uygunluk açısından denetlenmesi gerekir. Maruf; güzelliği akıl veya din yoluyla anlaşılan şeydir. Hz. Peygamber, marufa uygunluğu velinin denetleyeceğini, anlaşmazlık olursa yetkinin kamu otoritesine geçeceğini açıklamıştır. Mezhepler arasında ayetleri esas alan, hadisleri onların açıklaması sayıp yorumu ona göre yapan bir yaklaşım gözükmemektedir. Bu da evliliğin marufa uygunluğu hususunda gerekli hassasiyetin gösterilmemesine yol açmıştır.

Mâlikî, Şâfiî, Hanbelî ve Zâhirî mezhepleri, velisiz nikâhı geçersiz, Hanefîler ise geçerli saymışlardır. Mâlikî, Şâfiî ve Hanbelîler veliyi, marufa uygunluğun denetçisi değil, nikâhın tarafı saymış, kız bâkire ise babanın onu, kendine sormadan evlendirebileceği görüşüne varmıştır.

Bu yaklaşımlar, evlilik kurumu ile ilgili sıkıntılara yol açmıştır. Halbuki, ayetlerdeki marufa uygunluk hadislerle birlikte değerlendirilseydi evlilik işlemleri sağlam esaslara bağlanabilirdi.

FIKHA GÖRE NİKÂH SÖZLEŞMESİNDE VELİNİN YERİ

Prof. Dr. Abdulaziz BAYINDIR


Nikâh, hem aile hem de toplum için büyük öneme sahip bir sözleşmedir. Bu sebeple yalnızca kadın ile erkeğin evlenmek üzere anlaşmaları yeterli görülmez. Bu konuda her toplumun, kendi inancına, gelenek ve göreneklerine göre koyduğu kurallar vardır. İslam’dan önce Mekke’de kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâhı kıyılırdı[1]. İslam bu uygulamayı kabul etmiştir. Hıristiyanlar nikâhı kilisenin, Yahudiler havranın gözetiminde kıyarlar. Çağdaş toplumlarda nikâh, yetkili makamın izni ve gözetimi ile kıyılmaktadır.

Veli, bir başkasını bağlayıcı karar alma ve uygulama yetkisini elinde bulunduran kişidir. Bu yetkiye velâyet denir[2]. Evlenme konusunda velilik, özel (velâyet-i hasse) ve genel (velâyet-i âmme) olmak üzere ikiye ayrılır. Özel velilik kadının erkek yakınlarına tanınan yetkidir. Genel velilik ise, kamu otoritesine sahip kişiye tanınan yetkidir.

Nikâhta velinin şart olup olmaması, eğer şart ise yetkilerinin sınırı konusunda mezhepler arasında farklı görüşler vardır. Burada konu, önce Kur’an’a göre ele alınacak, sonra mezheplerin görüşlerine yer verilecek ve daha sonra bir değerlendirme yapılacaktır.

I – KUR’AN’A GÖRE NİKÂHTA VELİ

Sünnet, Kur’an’ın açıklaması olduğu için onu ayrı bir delil olarak görmüyoruz. Çünkü açıklama ile açıklananı birbirinden ayırmak, yanlış sonuçlara götürebilmektedir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur: İçinizden evli olmayanları (eyâmâ) evlendirin[3].”

Evli olmayanlar diye tercüme edilen ‘eyâmâ’, ‘eyyim’in çoğuludur. Eyyim, eşi olmayan kadın veya erkeğe denir. Daha önce bir evlilik yapmış olsun veya olmasın fark etmez[4]. Kimse zorla evlendirilemeyeceği için ayetin, evli olmayanların evlenmelerine yardımcı olmayı emrettiği anlaşılır.

Evlilik konusunda yardım, genellikle tarafları tanıştırma ve birinin teklifini diğerine ulaştırma ile başlar. Erkek kadına, kadın erkeğe aracısız evlenme teklifi de yapabilir. Sadece iddet bekleyen kadına, açıkça evlenme teklifi yapılamaz. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“(İddet beklemekte olan) kadınlara üstü kapalı evlenme teklifi yapmanızda veya niyetinizi içinizde saklamanızda size bir günah yoktur. Allah biliyor ki, siz bunu ileride dile getireceksiniz. Yalnız birbirinize, gizliden gizliye söz vermeyin. Marufa uygun bir söz söylerseniz o başka. Kitap’taki süre sona erinceye kadar evlilik bağıyla bağlanmaya kalkışmayın. Şunu da bilin ki, Allah sizin içinizde olanı bilir. Öyleyse Allah’tan sakının. Bilin ki, Allah gerçekten bağışlar, yumuşak davranır[5].

İddet, kocası ölmüş veya boşanmış bir kadının beklemek zorunda olduğu süredir. Boşanmış kadın, adet görüyorsa üç kur’, görmüyorsa üç ay, hamile ise doğuma kadar[6] bekler. Eşiyle ilişkiye girmeden boşanan kadın, iddet beklemez. Kocası ölmüş kadın ise dört ay on gün bekler[8]. Kadın bu süreyi doldurmadan yeni bir koca ile evlenemez.

Kur’, hem adet, hem temizlik dönemi anlamına gelir. Hanefîler ona adet, Şâfiî, Malikî ve Zahirîler de temizlik dönemi anlamı vermişlerdir. Hanefilere göre boşanmış kadının iddeti üçüncü adetten temizlendiği ana kadar devam eder. Diğerlerine göre de üçüncü adetinin başlaması anına kadar devam eder. Yani Hanefîlere göre iddet, diğerlerinden bir adet süresi kadar fazladır.


Veli, isteyip istemediğine bakmaksızın, bir başkasını bağlayıcı karar alma ve uygulama yetkisini elinde bulunduran kişidir. Bu yetkiye velâyet denir[16].

Daha önce görüldüğü gibi âyetler nikâhın, marufa uygunluk açısından denetlenmesini öngörmektedir. Hz. Peygamberin sözleri, bu denetimi velinin yapacağını gösterir. O, şöyle demiştir:

“Velisiz nikâh olmaz.”

“Hangi kadın, velisinin izni olmadan nikâhlanırsa onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır, onun nikâhı batıldır. Erkek onunla ilişkiye girmişse bu ilişkiye karşılık kadının mehir alma hakkı vardır. Eğer anlaşamazlarsa sultan (yetkili kişi) velisi olmayanın velisidir.”

Hz. Peygamberin yaşadığı toplumda kadınları evlendirmeye yetkili veli, öncelikle baba sonra en yakınından başlamak üzere erkek akraba idi. O, bu yapıyı değiştirmedi. Hemen her toplum, bu akrabaya evlenme konusunda söz hakkı tanır. Bu hak daha çok, kadınları ve aile şerefini korumak içindir. İslam’dan önce Mekke’de kız, babasından veya velisinden istenir, kıza mehri verilir ve nikâhı kıyılırdı.

Ayet ve hadislerin açıkça gösterdiği gibi veli, sözleşmenin tarafı değildir. Çünkü onların her birinde kadın, nikâh fiilinin faili olarak geçmektedir. Kendini sözleşmenin tarafı sayan velinin kıydığı nikâhı Hz. Peygamber geçersiz saymıştır. Konu ile ilgili rivayetler şöyledir:

Hizam adında bir kişi, dul olan kızı Hansâ’yı nikâhlamıştı ama kız, bu evliliği istemiyordu. Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve selleme geldi ve durumu anlattı. O da babasının kıydığı nikâhı geçersiz saydı. Sonra kadın Ebû Lübâbe b. Abdulmunzir ile nikâhlandı.

Bir bakire kız Hz. Aişe’nin yanına geldi ve ”Babam beni kardeşinin oğluyla evlendirdi ki, benimle kendi konumunu yükseltsin. Ama ben bundan hoşlanmıyorum.” dedi. Aişe, “Allah’ın Elçisi sallallahu aleyhi ve sellem gelinceye kadar otur.” dedi. Sonra Allah’ın Elçisi geldi; kız durumu ona bildirdi. O, hemen babasına bir adam gönderip çağırttı. O konudaki yetkiyi kıza verdi. Kız dedi ki:

“- Ey Allah’ın Elçisi! Aslında ben babamın yaptığına izin vermiştim ama bu konuda kadınların bir hakkı var mı, yok mu; onu öğrenmek istedim.”

Hz. Muhammed, hem o toplumun yöneticisi yani kamu otoritesinin başı, hem de Allah’ın peygamberidir. Kız ile velisi arasındaki anlaşmazlığın ona getirilmesi, onun bu iki göreviyle de ilgilidir. Yetkili kişi olarak işe el koyması, o toplum için bir yeniliktir. Veli onay vermeyince kadın, yetkili makama başvurmuştur. Bu, velinin yanış kararı karşısında eli kolu bağlı kalmayı önler.

Yukarıdaki iki olayda, yetkili kişi olarak Hz. Peygamber’in, sadece evlenme izni verip nikâhı bizzat kıymaması, nikâhın veli gözetiminde kıyılması zorunluluğunun olmadığını da göstermektedir.

Veli, aynı zamanda evlendirdiği kişinin vekili olabilir. Bunun için onun iznini almış olması şarttır. Bir çok yerde kızlar, nikâh akdinin tarafı olarak gözükmekten hoşlanmazlar. Bunu isteseler dahi onların böyle bir davranışını hoş karşılamayanlar bulunabileceği için çekinebilirler. Hatta bazan kızın, evliliğe onay verip vermediğini öğrenmek bile zor olabilir. Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunun da kurallarını koymuştur. Onun konu ile ilgili sözleri şöyledir:

“Dul kadın, kendisi ile ilgili olarak velisinden daha çok hakka sahiptir. Bakirenin kendisi ile ilgili görüşü sorulur. Dendi ki, “Ey Allah’ın Elçisi, bakire konuşmaktan utanır.” Dedi ki, “Onun susması onay vermesi demektir.”

“Dul, kendisi ile ilgili açık konuşur, bakirenin susması ise onay vermesidir.”

Demek ki nikâh, sadece aralarında evlenme engeli olmayan bir kadın ile erkeğin, şahitler huzurunda evlilik kararını açıklamalarıyla tamamlanan bir sözleşme değildir. Onun marufa uygunluğunun da denetlenmesi gerekir. Veli, bu denetimi yapıp gerekli izni verecek kişidir. Burada maruf konusu önem taşımaktadır.


Hanefî mezhebine göre kadının, velisinin izni ile evlenmesi tavsiye edilir ama nikâh, velinin izni alınmadan da kıyılabilir. Kadın velisinden, kendi adına nikâha taraf olmasını isteme hakkına sahiptir. Çünkü kimi kadınlar, erkeklerin arasına girip kendi adlarına yapılacak böyle bir akde taraf olmaktan çekinirler.

Ebû Hanîfe veli konusunda üç ayete ve Hz. Ali’nin bir uygulamasına dayanmıştır. Ayetler şunlardır:

“(Kocası ölen kadınlar) Bekleme süresinin sonuna vardıklarında kendileri için ne yaparlarsa yapsınlar, onun size bir günahı yoktur.”

(Kocası tarafından üçüncü kez boşanmış kadın) bir başka kocayla nikâhlanıncaya kadar ilk kocaya helâl olmaz.”

“…o kadınların kocalarıyla nikâh kıymalarına engel olmayınız…”

Bu üç ayette, Allah Teâlâ kadını, sözleşmenin faili yapmıştır. Bu da kadının nikâh sözleşmesine bizzat taraf olabileceğini gösterir.

Bir kadın kızını, onun rızasını alarak evlendirmişti. Kızın velileri gelmiş ve onu Hz. Ali’ye şikayet etmişlerdi. Ali, o nikâhı geçerli saymıştı.



Aileden habersiz yapılan imam nikâhı geçerli olur mu? Aileden Habersiz Evlenmek Günah mı?