Tilavet Secdesinde Geçen Ayetler ve Açıklamaları - Tilavet Secdesi, Kur’an da geçen 14 ayetin okunduğu zaman üzerimize yapmamız Sünnet olan secdedir. 3 Şekil de yapılabilir

Eğer secde edecek durumda değilseniz 3 defa Sübhanallah, Elhamdulillah, La ilahe illallah ve Allah Û Ekber demek
Kur’an biliyorsanız Bakara Suresi 285. ayetinde geçen ve duyduk itaat ettik dediğimiz ayeti 3 defa okumak.
Eğer Onu ezbere bilmiyorsanız 3 defa sübhâne rabbiye’l-a’lâ demeniz

A’raf sûresi 206. Ayet

اِنَّ الَّذٖينَ عِنْدَ رَبِّكَ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهٖ وَيُسَبِّحُونَهُ وَلَهُ يَسْجُدُونَ

Hiç şüphesiz Rabbinin katında olanlar, O’na ibadet(Allah’a itaatsizliğe ve en sonunda kepazeliklere, rezilliğe götüren şeytanların gururlu ve bâtıl yollarına karşılık, tevazu dersi alınması için meleklerin misali verilmekte: “Allah’ın önünde boyunlarını büker ve her dem O’na ibadet ederler.” Bu yüzden, her kim Allah’ın nazarında yüksek bir mevki kazanmayı arzuluyorsa melekleri izlemeli, şeytanların yollarından uzak durmalıdır.) etmekten büyüklenmezler; O’nu tesbih(Arapça”" sözü, “Onlar, Allah’ın kusursuz olduğunu, hertürlü noksanlık, hata ve güçsüzlükten tamamen münezzeh olduğunu, ne bir ortağı, ne dengi ve ne de benzeri olduğunu itiraf ve ilân ederler ve her zaman bununla meşguldürler” demektir.) ederler ve yalnız O’na secde ederler.(Bu ayeti okuyan ya da dinleyen her kişiye secde yapması gerekmektedir ki, tevazularının, acziyetlerinin bir ifadesi O’nun melekleriyle aynı anda itaatta olduklarının pratik bir göstergesi olarak, fiziksel halleri de Allah’a mukarreb meleklerle muvafakat içinde olsun.
Bu, okunmasıyla secde yapılması gereken ondört ayetin ilkidir. Bütün müctehidler bu sözkonusu ayetlerin hepsinde secde yapılması gerektiği konusunda ittifak etmiş olmalarına rağmen, bu secdenin farz olup olmadığı hususunda farklı düşünmektedirler. İmam Ebu Hanife’ye göre, bu gibi yerlerde secde yapmak vaciptir. Fakat diğer imamlar “sünnet” olduğu görüşündedirler. Sünnet olan bir şey “vacip” gibi bağlayıcı değildir, fakat günah olmamasına rağmen, kasten terkedilmesi, bir müslüman için hoş bir şey değildir. Onu sürekli ihmal etmek ise günahtır.

Secdenin ifa tarzına gelince, farklı durumlarda değişik şekillerde yapıldığını hadislerden öğreniyoruz. Yüce Peygamber (s.a) bazen secde ayetini okurken, hemen o anda ve bulunduğu yerde secdeye giderdi, herkes de onunla beraber aynı hareketi yapardı, hatta o kadar ki, biri secde yapmak için yerde boş bir alan bulamazsa, alnını önündekinin sırtına koyarak secdeyi yapardı. Ayrıca öğreniyoruz ki, Hz. Peygamber (s.a) Mekke fethi sırasında Kur’an okuyordu ve secde yapılmayı gerektiren bir ayete geldi, o zaman yerde olanlar yere kapanarak, at ve deve üzerinde olanlar, o hayvanların sırtına vararak bu secdeyi yerine getirmişlerdi. Bazen, Hz. Peygamber (s.a) secde ayetini insanlara vaaz ederken okursa, derhal minberden iner, yerde secdesini yapar ve sonra tekrar yerine geçerek konuşmasını sürdürürdü.

Müslümanların cumhuru, secdenin yapılış şartlarının aynı namaz secdelerininki gibi olduğu görüşündedirler. Fakat secde ile ilgili olan bu şartların hadisten herhangi bir delili bulunmamaktadır. Hadislerden şunu anlıyoruz ki, tilavet secdesi bulunan ayeti işiten bir kimse nerede olursa olsun ve bir takım şartlara aldırmadan her ne durumda olursa olsun başını eğmelidir. Abdestli mi değil mi, kıbleye yönelik mi, değil mi, secde için başını koyabilecek bir yer bulabilir mi, bulamaz mı, bunlara aldırmamalıdır. Böyle yaptıklarına dair geçmiş alim ve muttaki kimselerden örnekler de bunu teyid etmektedir. İmam Buhari’ye göre Abdullah b. Ömer, abdestli olup olmadığına bakmaksızın secde yapardı. Fethül-Bari’de nakledildiğine göre, Ebu Abdurrahman Sülemi, yürürken Kur’an okurdu ve secdeyi gerektiren bir ayete geldiğinde abdestli olsun olmasın, kıbleye yönelik bulunsun bulunmasın boynunu eğerdi. Bütün bunlardan şu sonuca varıyoruz ki, çoğunluğun takip ettiği yolu izlemek daha ihtiyatlı ve temkinli ise de, eğer bir kişi çoğunluktan farklı bir uygulamayı takip ederse, bu kimse bundan dolayı kınanmamalıdır. Çünkü, bu konuda çoğunluğun izlediği usul için Sünnet’te bir delil bulunmazken, alimlerin böyle amel ettiklerine dair misaller vardır.)

R’ad Suresi 15. Ayet

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَظِلَالُهُمْ بِالْغُدُوِّ وَالْاٰصَالِ

Göklerde ve yerde her ne varsa- isteyerek de olsa, istemiyerek de olsa- Allah’a secde eder.(“Göklerde ve yerde her ne (her kim) varsa Allah’a secde eder” ibaresi, her mahlukun her halukarda O’nun fiziki kanunlarına boyun eğip, itaat etmek zorunda oluşu anlamınadır. Bir mümin ile bir kafirin teslimiyeti arasındaki yegane fark, ilkinin kalbi bir şevk ile itaat etmesi, ikincisinin ise bunu arzusu hilafına zorla yapmasıdır; zira bu kanunlara karşı gelmek gücünü aşmaktadır ne de olsa…) Sabah akşam gölgeleri de (O’na secde eder) .(“Gölgelerin secde etmesi” de onların sabahları Batı’ya doğru akşamları Doğu’ya doğru mütamadiyyen düşüyor olmalarıdır. Bu da onların belli bir kanuna boyun eğdiklerini gösterir.)

Nahl Suresi 49.Ayet

وَلِلّٰهِ يَسْجُدُ مَا فِى السَّمٰوَاتِ وَمَا فِى الْاَرْضِ مِنْ دَابَّةٍ وَالْمَلٰئِكَةُ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

Göklerde ve yerde olan ne varsa, canlılar ve melekler Allah’a secde ederler (Yani, “Sadece yeryüzündeki varlıklar değil, göklerde bulunan, insanların ilah olarak kabul ettiği ve Allah’a yakın saydığı bütün varlıklar da Allah’a secde ederler ve hiçbir şekilde ilâhlıkta O’na ortak değildirler. Bu ayet aynı zamanda bize sadece yeryüzünde değil, göklerde, yani gezegenlerde de canlı yaratıkların olduğunu bildirmektedir. (Bkz. Şura: 29)) ve onlar büyüklük taslamazlar.

Meryem sûresi 58.Ayet

اُولٰئِكَ الَّذٖينَ اَنْعَمَ اللّٰهُ عَلَيْهِمْ مِنَ النَّبِيّٖنَ مِنْ ذُرِّيَّةِ اٰدَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِنْ ذُرِّيَّةِ اِبْرٰهٖيمَ وَاِسْرَایٖٔلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَاجْتَبَيْنَا اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِمْ اٰيَاتُ الرَّحْمٰنِ خَرُّوا سُجَّدًا وَبُكِيًّا

İşte bunlar; kendilerine Allah’ın nimet verdiği peygamberlerdendir; Adem’in soyundan, Nuh ile birlikte taşıdıklarımız (insan kuşakların) dan, İbrahim ve İsrail (Yakup) in soyundan, doğru yola eriştirdiklerimizden ve seçtiklerimizdendirler. Onlara Rahman (olan Allah’) ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdeye kapanıverirler.

Hacc Suresi 18.Ayet

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ يَسْجُدُ لَهُ مَنْ فِى السَّمٰوَاتِ وَمَنْ فِى الْاَرْضِ وَالشَّمْسُ وَالْقَمَرُ وَالنُّجُومُ وَالْجِبَالُ وَالشَّجَرُ وَالدَّوَابُّ وَكَثٖيرٌ مِنَ النَّاسِ وَكَثٖيرٌ حَقَّ عَلَيْهِ الْعَذَابُ وَمَنْ يُهِنِ اللّٰهُ فَمَا لَهُ مِنْ مُكْرِمٍ اِنَّ اللّٰهَ يَفْعَلُ مَا يَشَاءُ

Görmedin mi ki, gerçekten, göklerde ve yerde olanlar,(Bkz. Ra’d 24-25 ve Nahl 41-42.) -(Yani, “Melekler, yıldızlar, gezegenler vs. ve evrenin diğer bölümlerinde varolan diğer tüm yaratıklar, ister insan gibi seçme özgürlüğü ve akla sahip olsun, isterse hayvanlar, bitkiler, katı madde, hava ve ışık gibi iradesiz varlıklar olsun”) güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan birçoğu(Yani, “İnsanların çoğu zoraki değil isteyerek Allah’a secde ederler. Diğer taraftan evrendeki diğer herşeyle birlikte zorunlu olarak O’na secde edenler de vardır. Fakat onlar cezayi haketmişlerdir, çünkü onlar hayatın itaat ve isyan etmekte serbest bırakıldıkları alanlarında Allah’a itaatı kabul etmemişlerdir.”) Allah’a secde etmektedirler. Birçoğu üzerinde de azab hak olmuştur.(Yani, gerçi nihai Hüküm kıyamet gününde verilecektir, fakat keskin bir göz bugün bile “üzerlerine azap hak olanlar”ı görebilir. Mesela, apaçık bir Kitap olan Tabiat’ın sunduğu mesajları ve peygamberlerin getirdiği mesajları reddeden, kendi icat ettiği şeylere iman eden ve bunlar hakkında gerçek müminlerle tartışan bir kimsenin kendisi, bu dünyada iken büyük bir hata içinde olduğunun apaçık bir göstergesidir.) Allah kimi aşağılık kılarsa, artık onun için bir yüceltici yoktur.(Bu ayette geçen “hor kılınmak” ve “kerem” sahibi olmak, Hakkı kabul etmek veya reddetmek anlamlarında kullanılmıştır. Apaçık ayetleri görmeyen kimsenin hor ve zelil olacağı meydandadır. Çünkü Allah onun dilediğini ve çabaladığını elde etmesine izin vermiştir. Allah kime de Hakkı kabul etme şerefini ikram etmemişse, kimse onu bu nimete ulaştıramaz.) Hiç şüphesiz Allah, dilediğini yapar.(Burada secde yapmak, bütün fakihlerin ittifakı üzerine vaciptir. Ayrıntılı açıklama için bkz. A’raf an: 157.)

Furkan Suresi 60.Ayet

وَاِذَا قٖيلَ لَهُمُ اسْجُدُوا لِلرَّحْمٰنِ قَالُوا وَمَا الرَّحْمٰنُ اَنَسْجُدُ لِمَا تَاْمُرُنَا وَزَادَهُمْ نُفُورًا

Onlara: “Rahman (olan Allah) a secde edin” denildiği zaman, “Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?” derler( Firavun’un Musa Peygamber’e (s.a) “Nedir kainatın Rabbi?” dediği gibi, bunlar da gururları ve inançları yüzünden bunu söylüyorlardı. Firavun’un “Kainatın rabbinden habersiz olmayacağı gibi, Mekke kafirleri de Rahman’dan habersiz değillerdi. Ayetin ifadesinden ve Rahman hakkındaki sorunlarının, ondan habersiz olduklarından değil, isyanlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Yoksa, bundan dolayı Allah kendilerini cezalandırmaz ve kendisinin Rahman olduğunu yumuşak bir dille anlatırdı. Ayrıca Allah için Rahman kelimesinin eski zamanlardan beri Arabistan’da kullanılmakta olduğu tarihi bir gerçektir. Bkz. Secde 5 ve Sebe 35.) ve (bu,) onların nefretini arttırıverir.(Burada, ayeti her okuyanın ve her işitenin “Tilavet Secdesi” yapması gerektiğinde bütün alimler ittifak etmişlerdir. Hadis-i şeriflerde, bu ayeti işitenin “Zâdenallahü huşuan, emma zade lil-a’dai nüfûra”: “Düşmanların nefreti arttığı gibi, Allah da bizim huşumuzu artırsın” denmesi buyrulmuştur.)

Neml Suresi 25.Ayet

اَلَّا يَسْجُدُوا لِلّٰهِ الَّذٖى يُخْرِجُ الْخَبْءَ فِى السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَيَعْلَمُ مَا تُخْفُونَ وَمَا تُعْلِنُونَ

“Ki onlar, göklerde ve yerde(Yani yerden bitmelerinden önce şurada-burada gizli olarak bulunup etrafımızda görmekte olduğumuz şeyleri Allah (c.c.) , sürekli olarak varlık alemine çıkarıyor; sayısız bitki türlerini ve maden çeşitlerini toprağın derinliklerinden devamlı bir şekilde ortaya çıkarıyor; bitmeden önce insanın hayal bile edemeyeceği şeyleri, uzayın üst tabakalarından sürekli olarak gözlerimizin önüne seriyor.) saklı olanı ortaya çıkaran ve sizin gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da(Yani, Allah’ın (c.c) ilmi her şeyi kuşatır; gizli-aşikâr O’nun için farketmez; O, her şeyden haberdardır.
Allah’ın (c.c) bu iki sıfatının zikredilmesinden maksat, şeytan aldatmamış olsaydı, onların hakkı açıkça görebilmiş olacakları hususunu vurgulamaktır. Yani, kendi varlığından habersiz kızgın (ateşten) güneş küresinin tapılmaya layık olmadığının farkına varmış olacaklardı. Aksine ibadetin, Alîm, Hakîm ve her yeni şeyi varlık alemine çıkaran ve sonsuza dek çıkaracak kadir-i mutlak yalnız tek Allah’a ait olduğunu anlarlardı.) bilmekte olan Allah’a secde etmesinler diye (yapmaktadırlar) .”

Secde Suresi 15.Ayet

اِنَّمَا يُؤْمِنُ بِاٰيَاتِنَا الَّذٖينَ اِذَا ذُكِّرُوا بِهَا خَرُّوا سُجَّدًا وَسَبَّحُوا بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ

Bizim ayetlerimize, ancak onlarla kendilerine hatırlatıldığı zaman, hemen secdeye kapananlar, Rablerini hamd ile tesbih edenler ve büyüklük taslamayan(Diğer deyimle onlar bâtıl inançlardan vazgeçmeye gururlarını zedeleyici bir şey gözüyle bakmazlar. Allah’ın vahiylerine inanıp ona kulluk ve itaatı benimserler. Gururları onları hakikati kabul edip Rablerine itaat etmekten alıkoymaz.) (müstekbir olmayan) lar iman eder.

Sâd Suresi 24.Ayet

قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ اِلٰى نِعَاجِهٖ وَاِنَّ كَثٖيرًا مِنَ الْخُلَطَاءِ لَيَبْغٖى بَعْضُهُمْ عَلٰى بَعْضٍ اِلَّا الَّذٖينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَقَلٖيلٌ مَا هُمْ وَظَنَّ دَاوُدُ اَنَّمَا فَتَنَّاهُ فَاسْتَغْفَرَ رَبَّهُ وَخَرَّ رَاكِعًا وَاَنَابَ

(Davud) Dedi ki: “Andolsun senin koyununu, kendi koyunlarına (katmak) istemekle sana zulmetmiştir.(Burada Hz. Davud’un, sadece bir tarafı dinleyerek karar verdiği zehabına kapılmak yanlıştır. Çünkü davacının konuşup davalının susmuş olmasından, onun suçunu kabullenmiş olduğu anlamı çıkar. Bunun üzerine de Hz. Davud kararını vermiştir.)Doğrusu, (emek ve mali güçlerini) birleştirip katan (ortak) lardan çoğu, birbirlerine karşı tecavüz ederler; ancak iman edip de salih amellerde bulunanlar başka. Onlar da ne kadar azdır.” Davud, gerçekten bizim onu denemeden geçirdiğimizi sandı, böylece Rabbinden bağışlanma diledi ve rükû ederek (Burada secdenin gerekli olup olmadığında ihtilaf vardır. İmam Şafî, bu secdenin bir peygamberin tevbesi olduğunu öne sürerek secdenin vacib olmadığını söylemiştir. İmam Ebu Hanife ise, burada secdenin vacib olduğu kanaatindedir. Nitekim bu görüş hakkında İbn Abbas’dan üç rivayet nakledilmiştir. İkrime’nin İbn Abbas’dan rivayet ettiğine göre bu ayet, secdeyi gerekli kılar. Çünkü (İbn Abbas) Hz. Peygamber’i (s.a.) bu ayeti okuduktan sonra secde ederken gördüğünü söylemiştir. (Buhari, Ebu Davud, Tirmizî, Neseî, Müsned-i Ahmed) . İkinci rivayet Said b. Cübeyr’den nakledilmiştir.

Hz. Peygamber (s.a) Sad Suresi’ni okurken secde etti ve şöyle buyurdu: “Davud tevbe ve şükür için secde etmişti. Biz de şükretmek için secde ediyoruz.” Yani onun tevbesi bu yüzden kabul olmuştur. (Neseî) . Üçüncü rivayeti Mücahid nakletmiştir. “Allah Teâlâ Kur’an’da “Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselere uyun” diye emretmiştir. Bu Davud da bir peygamberdi ve secde etmişti. Hz. Peygamber (s.a.) de ona uyarak secde etmiştir. (Buhari) . Bu üç rivayet de İbn Abbas’dan mervidir. Ebu Said el-Hudri şöyle bir rivayette bulunmuştur: “Rasulüllah bir gün hutbede “Sad” Suresi’ni okudu ve bu ayete geldiği zaman, minberden inerek secde etti. Orada bulunanlar da Hz. Peygamber’le (s.a.) birlikte secde ettiler. Yine, Rasulüllah bir defasında hutbede bu ayeti okudu. Orada bulunanlar ayeti işitince secde etmeye hazırlandılar. Rasulüllah: “Bu, bir peygamberin tevbesi idi. Fakat sizler secde etmeye hazırlanıyorsunuz” diyerek minberden indi ve secde etti. Orada bulunanlar da onunla birlikte secde ettiler.” (Ebu Davud) . Bu rivayetlerden secde etmenin vucubiyeti anlaşılmıyorsa da, en azından Hz. Peygamber’in (s.a.) bu mevkide secde ettiği açıkça görülmektedir. Dolayısıyla secde etmek herhalde daha efdaldir. Nitekim İbn Abbas’dan yukarıda zikrettiğimiz rivayetler secde etmenin gerekliliğine delâlet etmektedirler.

Bu ayetin şu şekilde anlaşılması da mümkündür. Allah burada “rüku etti” biçiminde bir ifade kullanmıştır. Ancak tüm müfessirler ittifakla bu ifadenin “secde etti” anlamına geldiği görüşündedirler. İfadenin orijinalinden hereketle İmam-ı Ebu Hanife ve arkadaşları, namazda ve namaz dışında bu ayeti işiten bir kimsenin secde yerine rüku edebileceğini söylemişler ve görüşlerine delil olarak Allah’ın “secde” yerine “rüku” kelimesini kullanmış olmasını göstermişlerdir. Bundan anlaşıldığına göre rüku, secdenin yerine geçebilir. Nitekim Şafii mezhebi fakihlerinden İmam Hattabi de aynı görüştedir. Ancak bu düşünce her ne kadar makul ise de, Hz. Peygamber (s.a.) ve sahabelerinden rükunun secde yerine yapılabileceği şeklinde bir rivayet yoktur. Dolayısıyla secde yapmaya bir engel olduğu takdirde, rüku edilebilir. Aksi halde bunu bir adet haline getirmek doğru değildir. Nitekim Ebu Hanife ve arkadaşlarının kastetmiş oldukları da bu değildir. Onlar sadece secde yerine rüku’nun da olabileceğini söylemişlerdir.) yere kapandı ve (bize gönülden) yönelip-döndü.

Fussılet Suresi 31.Ayet


نَحْنُ اَوْلِيَاؤُكُمْ فِى الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَفِى الْاٰخِرَةِ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَشْتَهٖى اَنْفُسُكُمْ وَلَكُمْ فٖيهَا مَا تَدَّعُونَ
«Biz dünya hayatında da, ahirette de sizin dostlarınızız. Cennette sizin için canınızın çektiği ve istediğiniz her şey vardır.»

Necm Suresi 62.Ayet

فَاسْجُدُوا لِلّٰهِ وَاعْبُدُوا

Hemen, Allah’a secde edin ve (yalnızca O’na) kulluk edin.(İmam Ebu Hanife ve İmam Şafiî ve çoğu alimlere göre, bu ayet üzerinde secde vaciptir. İmam Malik bu ayet okunduğunda secde ederdi. (Kadı Ebu Bekir, İbnu’l Arabi, Ahkamu’l-Kur’an) Fakat o, bu ayet üzerinde secde etmenin vacip olmadığı kanaatindedir. İmam Malik’in, kanaati şu rivayete dayanır. Zeyd b. Sabit’ten rivayet edildiğine göre O, Hz. Peygamber’e (s.a.v.) Necm Suresi’ni okumuş ve Hz. Peygamber (s.a.v) secdeye gitmemiştir. (Buhari, Müslim, İmam Ahmed, Tirmizi, Ebu Davud, Nesei) Fakat bu rivayet sözkonusu ayeti okuduğumuzda secde etmemize mani teşkil etmez. Çünkü -muhtemelen- Rasûlullah (s.a.v.) o anda herhangi bir neden dolayısıyla secde etmeyip daha sonra secde etmiş olabilir. Başka bir rivayette, Rasûlullah’ın (s.a.v) bu ayet üzerinde secde ettiği açıkça ortadadır. İbn Mes’ud, İbn Abbas, Muttalib b. Ebi Vedea’nın ittifakla rivayet ettiklerine göre Hz. Peygamber, Harem-i Şerif’de ilk olarak bu sureyi okumuş ve müşriklerde dahil herkes onunla birlikte secde etmiştir. (Buhari, İmam Ahmed, Nesei) İbn Ömer’den rivayet edildiğine göre, “Rasûlullah (s.a.v) namazda Necm Suresi’ni okumuş ve bu ayet üzerine secde ederek secdede bir süre beklemiştir” (Beyhaki, İbn Merduye) Sabburatu’l-Cüheyni’den rivayet edildiğine göre, Hz. Ömer, sabah namazında Necm Suresi’ni okuyup secde etti, sonra kalkıp Zilzal Suresi’ni okuyup ruku etti. (Said b. Mensur) İmam Malik’in “Muvatta” adlı eserinde, “Kur’an’da Secde” bölümünde, Hz. Ömer’le ilgili bu rivayet kayıtlıdır.)

Inşıkak Suresi 21.Ayet

وَاِذَا قُرِئَ عَلَيْهِمُ الْقُرْاٰنُ لَا يَسْجُدُونَ

Kendilerine Kur’an okunduğunda secde etmiyorlar(Yani onların içinde Allah (c.c.) korkusu bulunmuyor ve bu yüzden Allah’a secde etmiyorlar. İmam Malik, Müslim, Nesei, Ebu Hüreyre’nin (r.a) rivayet ettiği şu hadisi naklederler. “Rasulullah İnşikak suresini okurken, bu ayetin okunuşu esnasında secde etti.” Buhari, Müslim, Ebu Davut ve Nesei, Ebu Râfî’nin rivayet ettiği şu hadisi naklederler. “Ebu Hüreyre yatsı namazını kıldırırken, İnşikak suresini okudu ve bu ayete geldiğinde secde etti. Ben (Ebu Râfi) Ebu Hüreyre’ye bunun nedenini sordum. O da şöyle cevap verdi: “Peygamberin arkasında namaz kılarken, bu ayeti okuduğunda secde etmişti. Bundan dolayı ben ömrümün sonuna kadar bu ayeti okuduğumda secde ederim.” Müslim, Ebu Davut, Tirmizi, Nesei, İbn Mace, Ebu Hüreyre’den (r.a) ayrıca şöyle bir hadis nakleder: “Rasulullah bu ayeti okurken secde etti.”)

Alâk Suresi 21.Ayet

كَلَّا لَا تُطِعْهُ وَاسْجُدْ وَاقْتَرِبْ

Sakın onu dinleme de (Rabbine) secde et ve yaklaş. (“Secde”den kasıt, namazdı. Yani “Ey Nebi! korkma namaz kılmaya devam et ve bu vasıtayla Rabb’ine yaklaş. “Bir kulun Rabb’ine en yakın anı, secde ettiği andır.” Müslim’de yine Ebu Hureyre’den şu rivayet de mevcuttur: “Rasulullah bu ayeti okuduğunda tilavet secdesi yapardı.”)

Tilavet Secdesinde Geçen Ayetler ve Açıklamaları Anlamları