Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hicret Günleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hicret Günleri

Google adsense


+ Yeni Konu aç
1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Konu: Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hicret Günleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hicret Günleri

  1. #1

    Status
    Offline
    "Ölüm", kendinden önce bana yalnızlığını yolladı. (N. Hikmet)

    EmeL - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)


    Üyelik tarihi
    22 12 2011
    Yer
    Kocaeli, İzmit
    Mesajlar
    19.198
    Konular
    13105
    Aldığı Beğeni
    598
    Beğendikleri
    12

    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hicret Günleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hicret Günleri

    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hicret Günleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hicret Günleri Akabe bey’atlarıyla açılan Medine yolu, kısa sürede gizlice hicret eden Mekkeli Mü'minlerle dolar. II. Akabe beyatının üzerinden daha üç ay kadar geçmiştir ki Mekke, Müslümanlardan hemen hemen boşalmış gibidir. Hicrete güç yetiremeyen yaşlı ve hasta Mü'minler dışında Mekke'de üç Müslüman kalmıştır: Hz. Muhammed (S.A.S.), Hz. Ebubekir ve Hz. Ali

    Hz. Muhammed (S.A.S.)'in bir rüyası vardır: “Hicret edeceğimiz yurt, iki kara taşlık arasında sürülmemiş hurmalık bir yer olarak Bana gösterildi. Orasının Yemame veya Hecer olduğunu zannettim. Ama orası Medine imiş...”

    Nihayet O'nun hicreti için de ALLAH'tan izin gelir. Bu izin aynı zamanda Kur'an'ın bir Ayeti ve bir duadır: “Ve şöyle de: ‘Rabbim! Gireceğim yere doğrulukla girmemi sağla, çıkacağım yerden de doğrulukla çıkmamı sağla. Bana, tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.’ (İsra, 80)”

    Bu, ALLAH'ın (C.C.) önemli bir kanunudur: "Vermek istemeseydi, istemeyi insanlara şartlarla öğretmezdi." Hz. Muhammed'in (S.A.S.) kalbine önce “Hicret” isteği konmuştur. Sonra da kalbine ve dudaklarına yukarıdaki dua... Ve ALLAH (C.C.) duasını kabul etmiş, Hicret yolu açılmıştır.

    Kureyş de olup bitenin farkındadır. Telaşa düşmüştür... İnananların çoğu gitti, Kendisini de elimizden kaçırırsak, kontrolü tamamen kaybetmiş ve Muhammed'i başına buyruk bırakmış oluruz, düşüncesiyle özel bir toplantı düzenlerler. Hz. Muhammed'in (S.A.S.) boyu olan Haşimoğullarını almadıkları bu toplantının, renkli bir siması daha vardır: Necidli bir ihtiyar kılığına girmiş olan şeytan... Toplantıda üç fikir öne çıkar: Hz. Muhammed'i (S.A.S.) müebbet olarak bir yere hapsetmek... Sürgün edip Mekke'den çıkarmak... Öldürmek... Şeytanın da ağırlığını koymasıyla, üçüncü fikir tercih edilir: Öldürmek! Fakat bu da çok şeytanî bir biçimde yerine getirilecektir. Kureyş'i oluşturan beş büyük boydan birer genç savaşçı seçilecek ve katiller, kılıçlarını Hz. Muhammed'e (S.A.S.) aynı anda vuracaktır. Böylelikle kanı bütün Kureyş'e dağılmış olacağından ve Haşimoğulları da bütün Kureyş'i karşılarına alamayacaklarından, ister istemez kendilerine verilecek fidyeye razı olacaklar ve bu sorun da ortadan kalkmış bulunacaktır. Fikir, Ebu Cehil'e aittir.

    Hz. Muhammed (S.A.S.) aynı gün Hz. Cebrail tarafından uyarılır. Kurulan tuzak, bütün ayrıntısıyla Kendisine aktarılır, ne yapması ve nasıl davranması gerektiği de öğretilir. Durum, Kur'an'da kendisine yer bulur: “Kâfirlerin Seni tutup bağlamaları veya öldürmeleri yahut da Seni yurdundan çıkarmaları için, Sana tuzak kurduklarını hatırla! Onlar Sana tuzak kurarlarken, ALLAH da onların tuzaklarını boşa çıkarıyordu. ALLAH, tuzakları bozanların en hayırlısıdır.” (Enfal, 30)

    Hicret günü öğle vakti, âdetinin aksine, Hz. Muhammed (S.A.S.), Hz. Ebubekir'in evine gelir. Hicret izninin çıktığını ve kendisinin de beraber geleceğini söyler. O anı anlatırken, Hz. Aişe: “Ebubekir haberi duyunca sevincinden ağladı ve ben de o ana kadar bir erkeğin sevincinden ağladığını hiç görmedim.” diyecektir. Hz. Ebubekir, bu iş için özel olarak satın aldığı ve dört aydan beridir de itina ile beslemekte olduğu iki deveden birini Peygamberine sunar... Hz. Muhammed (S.A.S.) ise, parasını ödemek şartıyla kabul eder. Abdullah b. Ureykıt isminde putperest, fakat kişiliği sağlam ve güvenilir bir rehber kiralarlar. Hz. Muhammed (S.A.S.) bu davranışıyla bize, “İhtiyacınız varsa, dininizden olmasa bile, kişiliğinden emin olduğunuz insanların hizmetinden yararlanabilirsiniz, tabii inisiyatif sizde olmak şartıyla.” dersini vermektedir.

    O gün, Peygamberliğin on üçüncü yılının Rebiülevvel ayından bir pazartesi günüdür.

    Hz. Muhammed (S.A.S.) gecenin erken saatlerinde, ilk iş olarak yanına Hz. Ali'yi de alarak Kâbe'ye gider. Kâbe civarında kimseler yoktur. Hicret faaliyetinin ilk adımı olarak, manevi bir sebep yerine getirilecek, bugün için de anlamını idrak etmekten âciz olduğumuz ledünni bir işlem yapılacaktır.

    Önce, Hz. Ali'ye çömelmesini emreder ve onun omzuna basar. Hz. Ali o anı anlatırken: “Birden gücüm kuvvetim gitti... Dünya bütün ağırlığıyla üzerime çöküyor sandım.” diyecektir. “O ağırlığı”, Hz. Ali bile kaldıramamıştır. Sonra, Hz. Muhammed (S.A.S.) çömelir ve Hz. Ali O’nun omuzlarına basar. Bu anı anlatırken de: “Bana öyle bir güç geldi ki, istesem semanın ufuklarına ulaşabileceğimi hissettim.” diyecektir. Kâbe'nin üstüne tırmanan Hz. Ali, orada duran, tunçtan yapılmış bir putu yerinden oynatıp aşağı atar. Put, paramparça olur.

    Hicret'in ilk adımı atılmıştır.

    Hz. Ali , Peygamberinin cübbesine bürünerek, onun yatağına uzanır. Ve O’nun tarafından da emniyete kavuşturulur. Hz. Muhammed: “Rahat ol ey Ali!” der, “Bu gece sana hoşlanmayacağın hiçbir şey olmayacaktır.”

    Bu arada evin etrafı beşi katil, on ikisi kışkırtıcı olmak üzere on yedi Kureyşli tarafından kuşatılır. Kışkırtıcıların arasında Ebu Cehil ve Ebu Leheb de vardır. Hz. Muhammed (S.A.S.), Yasin Suresi’nin ilk Ayetlerini okuyarak evden çıkar: “Yâ, Sîn. Muhkem olan Kur'an hakkı için. Gerçekten Sen, doğru yol üzerine gönderilmiş Peygamberlerdensin. Kur'an, güçlü ve çok merhametli olan ALLAH'ın indirmesidir. Onunla, ataları uyarılmamış, bu yüzden de gaflet içerisinde kalmış bir toplumu uyarasın diye indirilmiştir. And olsun ki azap, çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir. Artık onlar iman etmezler. Biz, onların boyunlarına birtakım kelepçeler taktık. O halkalar çenelere kadar dayanmıştır. Onun için kafaları yukarıya kalkıktır. Yine Biz, önlerinden bir sed, arkalarından da bir sed çektik. Ve gözlerini perdeledik; artık göremezler…” (Yasin, 1-9)

    Hz. Muhammed (S.A.S.) bu sırada evi kuşatanların başlarına toprak serpmektedir. Ve o gece orada başına toprak dökülenlerin hepsi – Ebu Leheb hariç – Bedir'de can verecektir.

    Hz. Muhammed (S.A.S.) hızla Hz. Ebubekir'in evine gider. Vakit, gece yarısını geçmiştir. Evin arkasındaki küçük kapıdan çıkarlar. Bu sırada Hz. Muhammed, dudaklarında bir dua, kalbiyle Rabbine yönelmiş haldedir: “Ben hiçbir şey değilken beni yaratan ALLAH'a hamdolsun. ALLAH'ım! Dünyanın zorluklarına karşı bana yardım et. Zamanın kötülüklerine, günlerin ve gecelerin musibetlerine karşı bana yardımcı ol. ALLAH'ım! Yolculuğumda benimle beraber ol. Ailemi gözet. Bana rızık olarak verdiğin şeyleri bereketli kıl. Beni, Kendine itaatkâr kıl. İyi ahlak üzere beni dosdoğru kıl. Beni, Kendine sevdir. İnsanların insafına bırakma beni. Ey güçsüzlerin Rabbi ! Sen ,benim Rabbimsin. Senin göklerle yeri aydınlatan yüce Zatına sığınırım. O Zatın ki, karanlıklar Kendisiyle aydınlanmış, öncekilerle sonrakilerin işi, O’nun sayesinde düzelmiştir. Beni gazabına uğratma. Öfkeni üzerime indirme. Nimetinin ortadan kalkmasından, intikamının aniden üzerime gelmesinden, afiyetini üzerimden gidermenden ve bütün gazaplarından Sana sığınırım. Şikâyetim Sanadır. Yapabileceklerimin en hayırlısı, benim yanımdadır. Güç ve kuvvet, ancak Seninledir.”

    Hedefleri, Mekke'nin sekiz km. dışında ve Yemen istikametinde bulunan Sevr mağarasıdır.

    Yürürlerken Hz.Ebubekir, bazen telaşlı tavırlarla öne geçer, bazen de Hz.Muhammed'den (O'na Binler Selam) geriye kalırdı... Hz.Muhammed sebebini sorar. O, cevap verir: “Ey ALLAH'ın Elçisi ! Senin belki de şu anlarda putperestler tarafından arandığını düşündükçe arkanda, gözetlendiğini düşündükçe de önünde yürüyorum.”

    Bu arada sabah olmak üzeredir. Hz.Muhammed'in evini kuşatmış bulunan Kureyşliler ise başlarına serpilen o sihirli toprağın etkisiyle gözleri açık uyumaya devam ederler. En sonunda başka biri yanlarına gelene kadar. O gelen: “ALLAH belanızı versin !” der, “Ne yapıyorsunuz ? Bu haliniz nedir böyle ?” Ve işte o zaman silkinip kendilerine gelirler. Evi basarlar; ama karşılarına Hz.Ali çıkar. “Av” ellerinden kaçmıştır.

    Başlarında Ebu Cehil, hışımla Hz.Ebubekir'in evine giderler. Kapıya Hz.Ebubekir'in büyük kızı Hz.Esma çıkar. “Baban nerede?” sorusuna “Bilmiyorum !” cevabını verince, Ebu Cehil’den öyle bir tokat yer ki, küpesi yere düşer.

    Kureyş lav püskürmektedir. Derhal iz sürücüler kiralanır, arama grupları oluşturulur ve bölük bölük Mekke'nin etrafı taranmaya başlanır. Bu arada Hz.Muhammed ile Hz.Ebubekir'in başlarına, yüzer deve ödül konur. Develerin yarısı tek başına Ebu Cehil’dendir.

    Sabahın erken saatlerinde Hz.Muhammed (O'na Binler Selam) ve arkadaşı Sevr dağının eteklerine gelmiştir. Fakat yolda daha az iz bırakmak için o sekiz km.yi parmak uçlarına basarak gelmiş olan Hz.Muhammed'in ( O'na Binler Selam) ayakları yara olmuştur ve artık yürüyemeyecek haldedir. Hz.Ebubekir (Allah Ondan Razı Olsun) tarafından sırta alınır ve mağaraya kadar öyle çıkar. Sonra mağaradan içeri girerler. Az sonra da iz sürücülerin rehberliğindeki Kureyşli putperestler, dağın eteğine gelmiştir. İz sürücüleri, “İzler burada bitiyor.” der. “Olsa olsa, şu mağarada olabilirler”. Parmağın gösterdiği mağara, doğru adrestir. O an, nefesler tutulur. Sebepler biter. Sebeplerin bitmesiyle birlikte her şeyin gerçek ve biricik Sahibinin tedbiri zuhur eder. Hz.Muhammed'le (O'na Binler Selam) Hz.Ebubekir'i konuk eden mağaranın ağzı, bir örümcek tarafından hızla örülür. Mağaranın önünde bir çift yaban güverciniyle onlara ait yumurtalar beliriverir. Bir de küçük ağaç yeşerir. Ve bu kadarı, pürsilah Kureyşlileri durdurup mağlup etmeye yeter. Hep sebeplere takılı kalmaya alıştıkları için, önden gidenler geridekilere seslenir: “Burada öyle kalın bir örümcek ağı var ki, Muhammed daha doğmadan örülmüş gibidir. Ayrıca güvercinler de var. İçerde insan olsaydı, bunlar da burada duramaz, uçup giderlerdi. Tehlike, burunlarının ucuna kadar gelir ve orada durur. Kureyşlilerin içlerinde en akıllıları yine de Ebu Cehildir: “Vallahi” der, “Ben öyle sanıyorum ki, O, buralarda bir yerdedir. Ama, yine sihriyle gözlerimizi bağladı. Bizi kendisine karşı kör etti.”

    Ve bu sırada, az ötedeki Ebubekir'de heyecan son haddine varmıştır: “Ey ALLAH'ın Elçisi! Ben öldürülürsem ne olur ki? Nihayet, bir tek kişiyim; ölür giderim. Ama Sana bir şey olursa, o zaman bir Ümmet helak oldu demektir.” “Korkma ey Ebubekir! ALLAH bizimle beraberdir.”

    Bir ara Hz. Ebubekir putperestlerin ayaklarının, başlarının hemen üstünde olduğunu görür ve korku içinde Efendisi'ne (S.A.S.) fısıldar: “Ey ALLAH'ın Elçisi! Şu an ayaklarının ucuna bakacak olurlarsa bizi görürler.”

    Efendisi ve Efendimiz (S.A.S.) ise alabildiğine rahattır: “Ey Ebubekir! O iki kişi hakkındaki zannın nedir ki, üçüncüleri ALLAH' tır!”

    Putperestler, ayaklarının ucuna bakmazlar.

    Ve mağarada geçen o anlar için, yıllar sonra Hz. Ömer, “Ebubekir'in o mağaradaki hali için bütün amelimi ve bütün sevaplarımı verirdim.” diyecek, Efendisi için taşıdığı korku, Ebubekir'i “mağarada iki kişiden biri” yaparak Kur'an'da da anılmasını sağlayacaktır: “Siz ona yardım etmezseniz de, ALLAH ona yardım etti. Hani inkâr edenler onu yurdundan çıkardıklarında, mağaradaki iki kişiden biri olarak arkadaşına: ‘Üzülme! ALLAH bizimle beraberdir.’ diyordu. Bunun üzerine ALLAH, ona huzur veren emniyetini indirdi. Onu, sizin göremeyeceğiniz bir ordu ile destekledi ve inkârcıların sözünü alçalttı. Yüce olan ancak ALLAH'ın sözüdür. ALLAH, Azîzdir, Hakîmdir.” (Tevbe, 40)

    Mağarada üç gün kalırlar. Bu süre içinde Hz. Ebubekir'in oğlu Abdullah, akşamları yanlarına gelip onlara, Mekke'den yeni haberler ve yiyecek getirir. Hz. Ebubekir'in çobanı Amir b. Füheyre, koyun sürülerini o civarda otlatıp Abdullah'ın ayak izlerini belirsizleştirir. Ve üç günün sonunda, Kureyşlilerin galeyanı yatışmaya yüz tuttuğu sırada, rehber Abdullah b. Uraykıt develerle çıkagelir. Artık şaşırtma harekâtı bitmek ve gerçek yolculuk başlamak üzeredir.

    Hz. Muhammed (S.A.S.), ALLAH'ın (C.C.) Peygamberi olmasına ve bütün bu sıkıntılara ALLAH için katlanmasına aldanıp ALLAH tarafından olağanüstü bir biçimde korunma beklentisine girmemiş, imkânın elverdiği bütün korunma önlemlerine başvurmuştur. Ancak, onların önlemlerinin de yetersiz kaldığı durumlarda ALLAH (C.C.) sonsuz kudretiyle devreye girmiş ve onları bazen bir örümcek, bazen bir çift güvercinle koruyarak esenlikte kalmalarını sağlamıştır ki bu muamelede, Mü'minler için, kıyamet kopuncaya kadar çok değerli dersler ve ibretler gizlenmiştir.

    Rehber Abdullah'ın getirdiği, Hz. Ebubekir'e ait iki deveden birine bineceği sırada, Hz. Muhammed (S.A.S.) durur: “Ben parasını ödemediğim bir deveye binmem.” der. Hz. Ebubekir o deveyi kaça aldığını söylemek zorunda kalır ve Hz. Muhammed (S.A.S.) ona ücretini öder. Sonra yolculuk başlar.

    En sıkışık olduğu anda bile prensiplerinden ve ahlakiliğinden taviz vermemektedir.

    Sahil yoluna sapıp Mekke'nin çevresinden dolaşarak develerinin burunlarını Medine yönüne çevirirler. On günden uzun sürecek bir yolculuk başlamıştır.

    Hz. Muhammed (S.A.S.) baba ocağı, anavatanı Mekke’sini uzaktan nemli gözlerle son bir kez süzer: “Vallahi, biliyorum ki sen, hiç şüphesiz, ALLAH' ın yarattığı yerlerin en hayırlısı ve ALLAH' a en sevgili olanısın. Eğer senin halkın beni senden çıkarmamış olsalardı, çıkmazdım!” der.

    Hz. Ebubekir'in söyledikleri ise onun sözlerini tamamlar niteliktedir: “İnna lillahi ve inna ileyhi râciûn! Onlar, ALLAH'ın Elçisini çıkardı. Hiç şüphesiz kendileri de helak olacaklardır.”

    Sonra hiç durmadan bir gün bir gece ve ertesi gün kuşluk vaktine kadar yol alırlar.

    Yorgundurlar. Nihayet bir kayanın gölgesinde mola verirler. Hz. Ebubekir, yeri düzeltip bir post serer ve: “Ey ALLAH'ın Elçisi! Sen biraz uyu, dinlen.” der. “Ben senin için etrafa göz kulak olurum.”

    Sonra o civarda koyunlarını otlatmakta olan bir çobandan süt satın alır. Uyanınca, Peygamberine ikram eder. Dinlendikten sonra yeniden yola koyulurlar.

    Yol boyunca uzaktan insanlara rastladıkça, Hz. Muhammed (S.A.S.) öne geçmektedir. Hz. Ebubekir bu bölgelerden sürekli Şam'a ticaret seferleri yaptığı için, tanınan bir simadır. İnsanlar onu gördükçe sorarlar: “Ey Ebubekir! Bu önündeki kimdir?” O cevaplar: “Rehberimdir. Bana yol gösteriyor.”

    Böyle bir anda bile doğruluktan ve ahlakilikten taviz verilmez.

    Ve yolları üzerinde Ümmü Mabed'in kulübesine uğrarlar. Ümmü Ma'bed yolculara yiyecek ve içecek ikram etmesiyle tanınmış, hayır sahibi, saliha bir kadındır. Fakat son zamanlardaki kıtlığın etkisiyle o gün elinde onlara ikram edebileceği hiçbir şey yoktur. Hz. Muhammed (S.A.S.) kenarda duran, bir deri bir kemik kalmış, sütsüz bir koyunu gösterir. Ümmü Ma'bed: “O, meraya bile çıkamadı.” der, “Ölmek üzeredir.”

    Hz. Muhammed (S.A.S.) buna rağmen izin ister. Koyunun memelerini besmeleyle eline alır, sağmaya başlar. Ve bir mucize daha yaşanır. Koyunun memelerinin altındaki kap sütle dolar. Başta Ümmü Mabed, herkes şaşkınlık içindedir. Hz. Muhammed (S.A.S.) sütü önce Ümmü Mabed ve çocuklarına sunar, onlar tevazuyla: “Önce siz içseydiniz!” derler.

    Fakat O, kabul etmez ve bu arada Sünneti'ne yeni bir ölçü koyar: “Bir içecek ikram eden, ondan en son içer.”

    Ve o kap, koyunun sütüyle defalarca doldurulur. Herkes doyar, en son da Kendisi içer. Ümmü Mabed'e, içtikleri sütün parasını da ödeyerek oradan ayrılır, yollarına devam ederler. O koyun ise o günden itibaren daha yirmi sekiz yıl yaşar. Her gün bol bol süt verir. Çölde şöhret olur.

    Ümmü Ma'bed, akşam sürüyü meradan getiren kocasına, O'nu şöyle tarif edecektir: “Son derece güzel yüzlü, beyaz tenli, gayet güzel yaratılışlı ve denk endamlı. Göbekli değil, küçük başlı ve ince boyunlu da değil. Görünüşünde ve yaratılışında hiçbir kusur yok! Sesi de tatlı ve güzel. Sakalı sık, kaşları ince ve gözleri büyükçe. Konuştuğu zaman bütün varlığını bir güzellik kaplıyor. Konuşmadığı zaman da vakarla dolu bulunuyor. Kısacası, ister uzaktan bak, ister yakından, bütün insanların hem en güzeli, hem de en vakarlı ve heybetlisi. Konuşmasında da hiçbir açık vermiyor; yersiz, manasız hiçbir şey söylemiyor. Gayet açık ve seçik konuşuyor. Kelimeler, ağzından sanki inci taneleri gibi dökülüyor. Boyu ne uzun, ne kısa, orta boylu biri. Gözleri iri. Ağız ve burnu da son derece güzel mi güzel! Nasıl dilemişse O’nu öyle yaratmış Dest-i Ezel. Arkadaşlarının kendisine bağlılığı ve saygısı da ne kadar güzel.”

    Ebu Ma’bed, kimden bahsedildiğini anlar: “Vallahi anlattığın bu kişi Kureyş’in içinden çıkan ve Peygamber olduğu söylenen kişidir.”

    Ve bir gün yolları Süraka b. Cüş’üm isminde bir iz sürücü tarafından kesilir. Süraka, iki yüz develik ödülün peşindedir. Kendi kabilesinden birinin haber vermesiyle arkalarına düşer ve kısa zamanda onları yakalar. İki yüz deveye sahip olmuş gibi hisseder kendini, çok sevinir… Fakat o sırada Süraka’nın yaşayıp da şaşıracağı bazı olaylar vardır…

    Atını hışımla Hz. Muhammed (S.A.S.) ile Hz. Ebubekir’in üzerine sürer… Birden atın ön ayakları çöl kumuna saplanır. Havaya bir duman yükselir. Süraka da yere kapaklanır. Süraka ne olup bittiğini anlamamıştır. Süraka’nın anlamadığı, Hz. Muhammed’in (S.A.S.) anında kabul gören duasıdır: “ALLAH’ım! Şuna karşı dilediğin şeyle bize yardım et! Onun şerrini üzerimizden defet!”

    Süraka düştüğü yerden hızla doğrulur. Tekrar atına atlar. Tekrar hamle yapar. Ve at biraz koşmuştur ki aynı şeyler bir kez daha yaşanır. Atın ayaklarının kuma gömülmesi, göğe yükselen toz ve baş üstü yere çakılan Süraka...

    Sonra üçüncü bir hamle daha... Ve aynı şeylerin yeni baştan yaşanması. Fakat bu kez atın ayakları çöl kumundan kurtulamaz ve Süraka âcizliğini anlayıp korkuya kapılır, teslim olur: “El-aman! Ben, Süraka b. Cüş’üm’üm. Bana bakın, sizinle konuşmak istiyorum. ALLAH’a yemin olsun ki benden size hiçbir zarar gelmeyecektir. Ey Muhammed! Anladım ki bu, Senin işindir. Dua et! ALLAH beni içinde bulunduğum şu durumdan çıkarsın. Yemin olsun ki ben, sizi takip eden diğerlerini şaşırtacağım. Al! Bu okumu da Sana veriyorum. Filan ve filan yerlerdeki deve sürülerime gidin, onların çobanlarına bu okumu gösterin ve o develerden dilediklerinizi alın.”

    Hz. Muhammed’in (S.A.S.) cevabı net ve kısadır. “Bizim ne deveye ne de davara ihtiyacımız var.” Sonra dua eder, Süraka’nın atı kurtulur. Ve ona emreder: “Arkamızdan gelenleri geri çevir!”

    Ve Süraka emrin gereğini harfiyen yerine getirir. Sabah düşman olan iz sürücü, akşama varmadan gönüllü bir muhafız, itaatkâr bir asker olmuştur. Gelenleri geri çevirir. Hz. Muhammed (S.A.S.) ve arkadaşlarının yol emniyetini güvenceye alır.

    Bütün bu olup bitenler içinde, Süraka’nın dikkatini bir şey çeker: Hz. Muhammed ve yol arkadaşlarının üzerine hamle üzerine hamle yaptığı sıralarda Hz. Ebubekir sürekli dönüp geriye bakmakta, bazen, “Peygamberin başına bir şey gelir mi?” endişesiyle ağlamaktadır. Fakat, Hz. Muhammed (S.A.S.) o sıralarda bir kez bile dönüp geriye bakmamış ve sakince Kur’an okumayı sürdürerek yoluna devam etmiştir.

    Süraka, Hz. Muhammed’in (S.A.S.) yanından ayrılmadan bir de müjde alır: “Ey Süraka!” denir kendisine, “Sen, Kisra’nın bileziklerini koluna, kemerini beline, tacını da başına takınacağın gün nasıl olacaksın?” Sözü edilen, dünyanın en güçlü devletinin imparatorudur. Süraka şaşırır: “Krallar kralı, Kisra b. Hürmüz mü?” Hz. Muhammed (S.A.S.) cevaplar: “Evet!”

    Bütün bunları vaat eden kişi ise Mekke’de can güvenliği kalmamış ve o yüzden de Medine’ye Hicret etmek zorunda kalmış bir insandır. O gün Süraka, kendisine yapılan vaadin gerçekliğine ne ölçüde inanır bilinmez ama, tarih Hz. Muhammed’i haklı çıkartır.

    Aradan on beş yirmi sene geçer. Hz. Ömer döneminde İran fethedilir, Sasani İmparatorluğu yıkılır ve Kisra’nın eşyaları İslam başkenti Medine’ye gönderilir. Olayı bilen Halife Ömer Süraka’yı çağırtır ve önce Peygamberinin sözünü yerine getirir, sonra da : “Ey Süraka!” der, “Ellerini kaldırıp ‘ALLAH ü Ekber ve ALLAH’a hamd olsun’ de ki, O, bunları, ‘Ben insanların Rabbiyim!’ diyen Kisra’dan çıkartıp Süraka isminde bu bedeviye giydirdi.”

    Artık Medine’ye yaklaşılmıştır. Cuhfe denilen yerdedirler. Hz. Cebrail gelip Hz. Muhammed’e sorar: “Mekke’yi özlüyor musun?” O’nun gözleri nemlenir: “Evet!”

    Bu “Evet” in cevabı ise ALLAH’tan (C.C.) gelir: “Rasûlüm! Kur’an’ı sana farz kılan, elbette seni dönülecek yere döndürecektir.” (Kasas, 85) ALLAH’ın (C.C.) sözü, sekiz sene sonra gerçek olacaktır.

    Bu arada putperest bir çoban tarafından görülürler. Çoban heyecanla Mekke’ye gider. İhbarını yapıp develere kavuşmak için can atmaktadır... Fakat Mekke’den içeri adımını attığı an, hafızasının o bölümü silinir, oraya niçin geldiğini bir türlü hatırlayamaz. Günlerce şaşkın şaşkın dolaşır... Tâ ki Hz. Muhammed’le (S.A.S.) Hz. Ebubekir sağ salim Medine’ye varıncaya kadar, o zaman hain çobanın hafızası çözülür: “Tamam” der, “Şimdi hatırladım! Muhammed’le arkadaşı çölde Medine’ye doğru gidiyorlardı...”

    Hz. Muhammed (S.A.S.) ve arkadaşının Medine’ye girdikleri günü daha sonra Peygamberin hizmetçiliğini yapacak olan Enes b. Malik şöyle anlatır: “Öyle bir gün ki, o günde Hz. Muhammed Medine’ye girdi ve ben o günden daha güzel, daha mutlu, daha aydınlık ve daha şerefli bir gün görmedim.”

    O gün öğle saatlerinde Medine’den içeri girmekte olan Hz. Muhammed (S.A.S.) ve Hz. Ebubekir'i yüzlerce Medineli çocuğun hep bir ağızdan söyledikleri bir “hoş geldin ilahisi” karşılar:

    “Veda dağından üzerimize dolunay doğdu.
    ALLAH’a çağıran bir davetçimiz olduğu için,
    Şükretmek bizlere vacip oldu.
    Ey bize içimizden gönderilen Elçi,
    Sen itaat edilmesi gereken bir davetle geldin.
    Geldin de Medine’ye şeref verdin.
    Ey davetçilerin en hayırlısı, hoş geldin!”

    kaynak: hzeyupsultan
    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in Hicret Günleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in Hicret Günleri












+ Yeni Konu aç

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  


Dost Sitelerimiz: AhmetDastan.COM | Kalbinegidenyol.Com | SağlıkUzmanım.COM



Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371