HZ. ÖMER NASIL MÜSLÜMAN OLDU HZ. ÖMER'İN MÜSLÜMAN OLUŞU VE YENİDEN DOĞUŞU Ömer, görünüşte katı, zalim, İslam düşmanı...Bir gün, dinini toplumun bütününe mal etme düşüncesinin sıkıntıları içerisinde bulunan Hz. Muhammed , istediği sonuca götürebilecek bir sebebin gereğini yerine getirmiş olmak için ellerini açıp dua eder: “ALLAH'ım! Bu dini Amr b. Hisam (Ebu Cehil) ya da Ömer b. Hattab'dan biriyle kuvvetlendir!” Bu iki isim, Mekke toplumuna yön verebilecek etkinliğe ve konuma sahiptir. Dua, Ömer'in lehine kabul edilir.

Ertesi gün Ömer, her zamanki gibi kendinden geçinceye kadar içki içer. Sarhoş olur ve etrafındakiler tarafından “doldurulur”. Ömer, Mekke'nin kabadayısıdır. Tam da damarına basarlar: “Nasıl olur?” derler, “Senin yaşadığın şehirde bir adam ortaya çıkmış; dinimize, tanrılarımıza dil uzatıyor; atalarımızı akılsızlıkla suçluyor ve sen hiçbir şey yapmıyorsun.” Bu kadarı Ömer için fazladır. Gözleri içkiden ve kinden kıpkırmızı, kılıcını kuşanır; yola düşer... O, Muhammed'le (O'na Binler Selam) beraber Müslümanlardan en az üç-dört kişinin kanıyla toprağı kızıla boyamadan durmayacaktır.

Sokakta biri, pürhiddet ve silahlı gidişini görünce sorar: “Ey Ömer! Kılıcını kuşanmış nereye böyle?” “Muhammed'in yanına... O’nu öldürmeye...” Sokaktaki kişi alaylı, gülümser... “Sen önce kendi kız kardeşinle eniştene bak!” “Ne demek istiyorsun?” “Onlar da Müslüman oldular... Bilmiyor muydun?” Öğrendiği, Ömer'i tepeden tırnağa sarsar. Kızgınlığı bir kat daha artmıştır. Hırsla geri döner. Şimdi hedefi kız kardeşi Fatıma ile eşi Said b. Zeyd'in evidir.

Kapı, bir tekmede ardına kadar açılır. Bu sırada köle Müslüman Habbab b. Ered Fatıma ile Said b. Zeyd'e, yeni inmiş bulunan Tâhâ Suresi’ni okumaktadır.

Ömer dövmek üzere eniştesine çullanır. Eşi Fatıma araya girer ve Ömer'in tokadı onun yüzünde patlar. Fatıma'nın yüzü kan içinde kalır. Çünkü o günlerde Mekke'de Müslüman olmak demek, dövülüp kan içinde kalmak demektir.

Akan kanlar Ömer'i duraksatır; fakat Fatıma ile Said b. Zeyd'i tetikler. Artık korku duvarları aşılmıştır. Ömer'in yüzüne karşı haykırırlar: “Evet, biz de Müslümanız! ALLAH'a, O'nun indirdiğine ve Elçisine biz de İman ettik! Elinden geleni ardına koyma!”

Kız kardeşinin kanlı yüzü ve bu yiğitçe dikiliş, Ömer'i sakinleştirir. “Şu okuduğunuz şeyi ben de dinleyeyim.” der. Oturur ve Tâhâ Suresi’nin ilk Ayetlerini dinler: “Göklerde, yerde ve ikisi arasında bulunan şeyler ile toprağın altında olanlar hep O'nundur.” (Tâhâ, 6) Ayetine gelince kendi kendine mırıldanır. “Garip şey, bizim üç yüz altmış tane tanrımız var; ama hiçbirinin bir karış bile toprağı yok. Sizin sadece bir tek Rabbiniz var ve her şey O'nun…”

Artık Ömer de Kur'an'ın dayanılmaz çekimine girmiştir. Bu yumuşamadan cesaret alan köle Habbab, saklandığı yerden çıkar. “Ey Ömer! Dün ALLAH'ın Elçisi dua etmişti. Bu dinin seninle ya da Ebu Cehil'le kuvvetlendirilmesini istemişti.” Ve Ömer çözülmüştür. Önde Habbab, arkada o, yola koyulurlar. Hedefi yine Hz. Muhammed'dir; ama niyet tamamen farklı. Ömer şimdi Kelime-i Şehadet getirmeye gitmektedir.

O sırada Hz. Muhammed bir grup Müslümanla beraber Erkam'ın evindedir. Kapıda kılıcıyla beraber Ömer'in olduğu haberi gelince evde bir ürperti dalgası dolaşır. Ömer, Mekke'de herkesin korktuğu bir isimdir.

Haberi duyan Hz. Hamza, kılıcına dayanarak doğrulur: “Alın içeri! İyilikle gelmişse ne hoş! Niyeti başkaysa kendi kellesini kendi kılıcıyla alırız.” Hz. Muhammed (O'na Binler Selam) ise sakindir: “İçeri girmesine izin verin.” Ve Ömer'in karşısına ilk dikilen de o olur: “Ey Hattab oğlu! Seni buraya getiren sebep nedir?” Hattab oğlunun cevabı az önceki ürperti dalgasını bir sevinç rüzgârına döndürür: “Ey ALLAH'ın Elçisi! ALLAH'a, O'nun Elçisi'ne ve O'nun katından sana indirilenlere İman etmeye geldim.” Erkam'ın evi Tekbir sesleriyle çınlamaktadır.

Ünlü sahabilerden Abdullah b. Mes'ud bu olayın anlamını şöyle ifade edecektir: “Hattab oğlu Ömer Müslüman olduktan sonra biz hep güçlü olduk.” Ve o gün ilk defa Müslümanlar, Kâbe'nin yanında toplu halde namaz kılarlar. Kim bilir? Belki o gün ilk defa Kureyş ulularının içine bir mağlubiyet korkusu düşer.
İslam, toplumsallaşma sürecinde çok önemli bir noktayı daha aşmıştır.