Google adsense

2 sonuçtan 1 ile 2 arası

SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri

Edebiyat Kategorisinde ve Türk Dili ve Edebiyatı Forumunda Bulunan SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri Konusunu Görüntülemektesiniz,Konu İçerigi Kısaca ->> ...

  1. #1


    Lady - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25 12 2011
    Yer
    Kocaeli - İzmit
    Mesajlar
    32.670

    SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri

    - Servet-i Fünun, “fenlerin zenginlikleri” anlamına gelmektedir...
    - Servet-i Fünun, 1891 yılında Ahmet İhsan tarafından çıkarılmaya başlanmış, 1896 yılında da derginin başına Tevfik Fikret getirilmiştir.

    Servet-i Fünun dergisi, bu dergi etrafında toplanan edebiyatçıların, savundukları edebî görüşlerini açıklamada, savundukları görüşler doğrultusunda kaleme aldıkları eserlerini yayınlamada bir araç görevi yüklenmiş, hatta bu dönem edebiyatçılarına bir edebî topluluk olarak adını vermiştir.

    Tanzimat Dönemi Edebiyatı bir yenilik getirdiği için “Edebiyat-ı Cedide” alarak adlandırılmış, daha sonra Servet-i Fünuncular için önceleri bir alay olarak kullanılmış daha sonra ise isim olarak yerleşmiştir. Yeniliğin üstüne yenilik yapmaya çalıştıkları için Servet-i Fünunculara da Edebiyat-ı Cedideciler denilmiştir.

    Muallim Naci, Tanzimat sonrası Türk edebiyatında ılımlıların başında bulunmaktadır. Eskiyi savunanlarla ılımlılar geleneksel yaşama tarzını sürdürürken, yeniyi savunanlar Batılı yaşama biçimin uymak istemişlerdir.

    Servet-i Fünun veya Edebiyat-ı Cedîde hareketi, Türk edebiyatının 1860′tan sonra başlayan batılılaşma hareketinin bir uzantısıdır. Tanzimat edebiyatının modernleşme çabalarını yürütmüşlerdir. 1896′dan 1901 ‘e kadar süren dönemi kapsar. Türk edebiyatının bu kesitine Servet-i Fünun devri denilmesi, bu edebî hareketin Servet-i Fünun dergisinde hayat bulmasıyla ilgilidir. Servet-i Fünun edebiyatına “Edebiyat-ı Cedîde” denilmesinin nedeni, Avrupai Türk edebiyatını temsil etmesinden dolayıdır. Bu ifade, Tanzimat devrinde Tanzimat’ın birinci ve ikinci nesilleri için kullanılmıştır. Daha sonra Servet-i Fünunculara “Yeni Edebiyatı Cedîdeciler” denilmiştir. 1930′dan sonraki edebiyat tarihlerinde “Servet-i Fünun” deyiminin kullanıldığı ve edebiyatımıza bu şekliyle mal olduğunu belirtelim.

    Cenap Sahabettin, Servet-i Fünun Edebiyatı’nı Tanzimat Edebiyatı’nın bir devamı olarak görür ve bu edebiyata “Evsât Edebiyatı” adını verir. Servet-i Fünuncular’ın Nâmık Kemâl, Abdülhak Hâmit veSamipaşazâde Sezâî‘yi örnek aldıklarını belirtir. Servet-i Fünun Edebiyatı’nın kendinden önceki devrin doğal bir sonucu olduğunu vurgular. Kendi neslinin edebiyatı ile öncekiler arasındaki münâsebeti, baba ile oğul arasındaki ilişkiye benzetir. Servet-i Fünunculann Batı’yı özüyle değil, dış şekliyle taklid ettiğini söyler. Böylece Tanzimat ile Batı arasında yetişmiş olmalarından ötürü, bu döneme Evsât Edebiyatı denilmesini teklif eder.

    Servet-i Fünun edebiyatı, Batı’yı tanıyan ve bilen bir edebiyattır. 1890′dan sonra Stendhal (Stendal), Flaubert (Flober), Balzac (Balzak), Goncourt (Gonkur)lar ve Bourget (Burje) gibi romancıları okudular ve etkilendiler. Edebiyatı, batılı anlamda algılamış ve bu modern anlayışı edebiyatımıza yerleştirmeye çalışmışlardır. Batı’nın bütün edebî türlerini, tekniğine uygun biçimde edebiyatımıza mal etmeyi başarmışlardır. Küçük hikâye, mensur şiir (mensure), roman ve tenkit gibi edebî türler, Servet-i Fünun edebiyatının kurduğu ve kullandığı türlerdir.

    Servet-i Fünun edebiyatı, kendisinden sonraki dönemlerde de etkili olmuştur. Millî edebiyat, edebî zevkini bu dönemden almış, mahallî ve millî unsurlarla süsleyerek, ilkelerine uygun biçimde bir edebiyat dünyasına koşmuştur.
    Servet-i Fünun edebiyatı, değişik türlerde eserler vermiş özellikle batılı anlamda şiir, hikâye, roman ve tenkit türlerinde yoğunlaşma göstermiştir. Servet-i Fünun edebiyatının başlıca kaynağı Fransız edebiyatıdır. Bu edebiyata Tevfik Fikret-Halit Ziya Mektebi de denilmiştir.

    Şiir türünde görülen başlıca isimler şunlardır: Tevfik Fikret (1867-1915), Cenap Şahabettin (Raik Vecdî takma adıyla, 1870-1934), Hüseyin Siret (Özsever, Ömer Senih takma adıyla, 1872-1959),Hüseyin Suat (Yalçın, 1867-1942), Ali Ekrem (Bolayır, 1867-1937, Ayın Nâdir takma adıyla. Nâmık Kemâl‘in oğlu), Ahmet Reşit (Rey, H.Nazım takma adıyla, 1870-1955), Mehmet Sami (Süleyman Nesib takma adıyla, 1866-1917), Süleyman Nazif (İbrahim Cehdî takma adıyla, 1869-1927. Diyarbakırlı Sait Paşa’nın oğlu), Faik Âli (Ozansoy, 1876-1950, Süleyman Nazifin kardeşi. Zahir takma adıyla), Celâl Sahir (Erozan, 1883-1935, Yemen Valisi ve kumandanı İsmail Hakkı Paşa’nın oğlu).

    Servet-i Fünuncular, nesirle şiir söylemeyi denediler. Duygu yoğunluğunu ve heyecanlarını mensur şiir halinde ifade ettiler. Bertrand(Bertran), Baudelaire (Bodler), Mallarme (Malarme)ve Rimbeaud (Rembo) gibi şairlerin izinde yürüdüler. Mensur şiiri onlardan aldılar. Bu türü önce Halit Ziya sonra Mehmet Rauf denedi.

    Hikâye ve romanda başarılı isim Halit Ziya’dır. Onu Mehmet Rauf, Hüseyin Cahit, Ahmet Hikmet ve Safvetî Ziya izler. Küçük hikâye örnekleri bu dönemde görülür. Klâsik vaka hikâyelerinin temsilcisi Halit Ziya’dır.

    Servet-i Fünuncular, ülkenin içinde bulunduğu durumdan dolayı, tiyatro türünde beklenen ölçüde eser veremediler. Tiyatro ile ancak 1908′den sonra uğraşma imkânı bulabildiler. Hüseyin Suat Yalçın, Mehmet Rauf, Cenap Sahabettin, Halit Ziya, Faik Ali Ozansoy, Ali Ekrem Bolayır ve Safvetî Ziya’mn tiyatro denemeleri vardır. Bunlar teknik bakımdan başarılı eserlerdir. Günlük konuşma diline yaklaşma çabası gösterirler. Tiyatro dili, bu dönemde normal bir çizgi takip eder. Konuları aile çevresinde geçer. Evlenme, boşanma, kadının medenî hakları gibi temaları işler.

    Tiyatroda dikkat çeken isim Hüseyin Suat’tır. Yazdığı ve uyarladığı yirmi kadar piyesi vardır. Manzum piyesler de yazan yazar, komedi ve dram türünde eserler vermiştir.

    Hüseyin Suat’tan sonra tiyatroyla ilgilenen Mehmet Rauf olmuştur. Aşk, evlenme şekilleri, evlilikte ihanet ve bağlılık temalannı işlediği oyun-lar, edebiyatımıza fazla birşey kazandırmamakla beraber, anılmaya değer eserlerdir.

    Cenap Sahabettin de Yalan (1911) ve Körebe (1917) piyesleriyle teknik bakımdan yeterli görülmemektedir.
    Adını, bir dergiden alan bu dönem edebiyatı, dergi ve gazete alanında da başarılıdır. Bu dönemde çıkan dergiler şunlardır:
    Mektep (1895), Mütâlâa (1896), Musavver Ma’lûmât (1895-1903), Hazîne-i Fünun (1882-1897), Resimli Gazete (1881-1899), Musavver Fen ve Edeb (1899) ve tefrika (1898).

    Dönemin gazetelerinden edebiyat, sanat ve düşünce yazılarına önem verenleri: Tercüman-ı Hakikat (1886-1908), Sabah (1886-1917), Tarîk (1886-1899), İkdâm (1894-1901), Terakki (1897-1898) vb…dir.

    Abdülhamid’in sıkı yıllan, basın hayatına canlılık kazandırmaz. Buna rağmen, başarılı oldukları gözlenmektedir. Bu dönemde yazılan makaleler, genellikle Batı edebiyatını tanıtıcı niteliktedir. Edebî çalışmalarını yalnız edebî tenkit konusunda yoğunlaştıran tek yazar, Ahmet Şuayb (Şuayib)’dir. Tenkitte; kendilerine yöneltilen eleştirileri cevaplandırmak, kendi edebiyat anlayışlarını tanıtmak ve yorumlamak, Batı edebiyatı hakkında değerlendirmeler yapmak ve edebî akımları gündeme getirmek gibi konular görülmektedir. Tevfik Fikret, Cenap Sahabettin, Mehmet Rauf, Ali Ekrem, Hüseyin Cahit gibi sanatçıların yazılarında: estetik, edebiyat, edebî zevk, edebiyatta tenkit, edebiyat ve şiir, şiirde konu, vezin, kafiye, nazım şekilleri, hikâye, roman, edebiyat devreleri, eski-yeni edebiyat gibi konular, tenkidin özünü oluşturmaktadır.

    1895 yılında Malûmat dergisinde Hasan Âsafın “Burhan-ı Kudret” adlı şiirinin yayınlanması üzerine, kafiye konusunda ileri ölçülere varan bir tartışma başladı.
    “Zerre-i nurundan iken muktebes
    Mihr ü mâha etmek işaret abes”
    beyiti, anlam ve kafiye bakımından eleştirilere uğradı. “Muktebes” ve “abes” kelimelerinin kafiye oluşturamayacağı yolunda tartışmalar başladı. Kafiyeyi göz için kabul edenlere göre, sondaki “sin” ve “peltek se”nin kafiye oluşturması mümkün değildir. Kafiyeyi kulak için kabul eden anlayışa göre, bu iki kelime kafiye teşkil edebilirdi. Böylece tartışmaların boyutları genişledi. Yankılan büyük oldu. Dönemin ilk akla gelen tartışma örneği niteliğini kazandı.

    Tenkit alanında, Hüseyin Cahit Yalçın’ın “Kavgalarım” adlı eseri de anılmaya değer niteliktedir. Ahmet Şuayb, Servet-i Fünun dergisinde “Son Yazılar” başlıklı yazıcında, Servet-i Fünun edebiyatının ferdî duygulan ve özellikle aşk konusunu işlemesinden memnun olmadığını belirtir (7 Haziran 1900, s. 482). Deneme ve tenkitleriyle gücünü hissettirir. (Dönemin tenkit anlayışı hakkında geniş bilgi için, Dr. Bilge ERClLASUN’un “Servet-i Fünun’da Edebî Tenkit”, Ank., 1981,400 s; adlı eserine bakınız).
    Servet-i Fünun dergisinde “Musâhabe-i Edebiyye”leriyle ilgi toplayan ve sohbet türüne canlılık kazandıran Tevfik Fikret olur. (Fikret’in bu tür yazılarını, Doç. Dr. İsmail PARLATIR; Tevfik Fikret -Dil ve Edebiyat Yazılarında bir araya getirdi; Ank.,•S7,283s).

    Bu devrede, seyahat edebiyatının en güzel örneği Cenap Sahabettin’in “Hac Yolunda” adlı eseridir (1896′da tefrika olunan eser, 1909′da basıldı).

    Edebiyat tarihi alanında çalışmalar durmuş gibidir. Süleyman Nazif in Nâmık Kemâl (1912), Mehmet Akif (1924), îki Dost (Ziya Paşa-Namık Kemal, 1926) monografieriyle Ali Ekrem’in Nâmık Kemâl (1930) ve Lisânımız (1937) adlı incelemeleri dönemin uzantıları olarak görülen eserlerdir.

    Servet-i Fünun edebiyatının, yukarıda dokunduğumuz türlerde eserler verirken, yüksek zümreye, aydın kesime hitap ettiğini hemen belirtelim. Bu dönem sanatçılarının ortak • anı, Abdülhamit düşmanlığında birleşmeleridir. Karamsar hayat görüşü, hepsinin belirgin yanıdır. Eserlerinde işledikleri temalar, realiteden kaçış, hayat-hakikat tezada, karamsarlık, tabiat ve kadındır. Onların eserlerinde tabiat, resimden gelme bir tabiat olarak karsımıza çıkmaktadır. Bu tabiat yaşanılan tabiat değil, görülen seyredilen bir tabiattır. Konuların dar bir perspektif içinde ele alınmış olması, onların sanat ve edebiyat güçlerini gölgede bırakmış değildir. Şiirde, tenkitte ve romanda teknik sağlamlığıyla başarılı eserler vermişlerdir.
    SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri


  2. #2


    Lady - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    25 12 2011
    Yer
    Kocaeli - İzmit
    Mesajlar
    32.670

    Cevap: SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri

    Servet-i Fünun Döneminde Siyasî Gelişmeler

    Siyasî Gelişmeler ve Sosyal Durum : 7 Eylül 1876′da tahta çıkan 2. Abdülhamid, devletin halini ve milletin kendisinden ne beklediğini bilir; fakat güvenebileceği bir ekibi mevcut değildir. Sadrazamlığa “Genç Osmanlılar” teşkilatının desteklediği Midhat Paşa getirilir. Bir taraftan da Kanûn-ı Esâsı çalışmaları sürdürülmektedir. II Abdülhamid devlet tehlikeye düştüğünde meclisi kapatma yetkisini kendisine veren 113. maddeyi anayasaya koydurmaya muvaffak olur.. 23 Aralık 1876′da Kanûn-ı Esâsı ilân edilir. 29 Mart 1877 tarihinde Meclis-i Meb’usân açılır. Bu esnada Rusya Avusturya ile birleşerek devleti parçalama anlaşması yapar. 11. Abdülhamid, askerlerin savaşacak kudreti olmadığını anladığı için savaş taraftarı değildir. Fakat Meclis-i Ayan ve Meb’usân‘ın savaş konusundaki kararına karşı gelemez. Rusya, 19 Nisan 1877′de savaş ilân eder. Böylece “93 Harbi” başlamış olur. Ruslar farklı bölgelerden hücuma geçerler ve Edirne‘ye kadar gelirler.

    Bu arada Meclis-i Meb’usân, kısa sürede etnik grupların entrika merkezi haline gelir. Türk meb’uslar neredeyse azınlığa düşmüş; azınlık temsilcileri kendi milletleri lehinde kararlar çıkarmaya çalışmaktadırlar. Türklerin menfaatinin tehlikeye düştüğünü gören II. Abdülhamid, devleti çok zor duruma düşüren “93 Harbi’ kararının bu meclisten çıktığını unutmaz. Ruslar Edirne’ye girince, devletin ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu düşünür. Kanûn-i Esâsı yürürlükte kalmak üzere 13 Şubat 1878′de, 113. maddeye dayanarak Meclis-i Meb’usân‘ı süresiz tatile sokar. Bu tatil otuz yıl, beş ay, dokuz gün sürecektir.

    Osmanlı Devleti zor durumda ve yalnızdır. Rusya’nın tek başına Osmanlı Devleti’ni parçaladığını gören İngiltere, donanmasını Ege’ye gönderir. Rusya İstanbul’a gireceğini ilân eder. Osmanlı Devleti barış talebinde bulunur. 3 Mart’da Yeşilköy Anlaşması imzalanır. Anlaşmaya göre Karadağ, Sırbistan ve Romanya bağımsız hâle gelecekler; Bulgaristan Osmanlı hakimiyetinde muhtar bir prenslik olacak; Bosna – Hersek’ten vergi alınmayacak; Kars, Ardahan, Karaköse ve Batum Ruslara bırakılacaktır.
    “93 Harbi” Osmanlı Devleti için ağır bir felâket olur. Ancak II. Abdülhamid’in dış politikadaki dehası sayesinde anlaşmanın bir çok maddesi hiç uygulamaya konulmaz. II. Abdülhamid otuz yıl boyunca çeşitli politik manevralarla anlaşma maddelerini sürümcemede bırakır.

    Osmanlı Devletinin sıkıntıları bitmemiştir: 1881′de Tunus Bey’i Fransız himayesini kabul eden anlaşmayı imzalar, İngilizler 1887′de Mısır’ı işgal eder ve sürekli Arap milliyetçiliğini tahrik eder. 1898′de İngiliz, Rus, İtalyan ve Fransız kuvvetleri Girit’i işgal eder. Girit adasına muhtariyet verilir. Bu arada Yunan ve Bulgarlarla savaş devam etmekte; Balkanlar’da isyanlar sürmektedir. Ruslar ve İngilizler doğuda Ermenileri kışkırtırlar. Ermeni zulümleri son haddini bulur, İstanbul dahil, çeşitli şehirlerde isyanlar çıkar. Bu arada “Genç Türkler Cemiyeti”, Makedonya’daki Türkler üzerinde çalışmaktadır.

    Bu arada Avrupa’nın çeşitli merkezlerinde II. Abdülhamid’e suikast plânları yapılmaktadır. Bunlardan bir Ermeni komitesi 21 Temmuz 1906′da plânını uygular. Abdülhamid cuma namazlarını Yıldız Camiinde kılmaktadır. Çıkış saati tespit edilir ve içi dinamit dolu ve saatli bomba konulmuş bir araba çıkış kapısına yerleştirilir. Padişahın kısa bir süre oyalanması, suikastten kurtulmasını sağlar. Ermeniler tarafından getirilen Belçikalı anarşist tutuklanır ve idama mahkûm edilir. Sultan II. Abdülhamid affeder.

    Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı Devletini her taraftan saran Hıristiyan emperyalizmine karşı İslâmî potansiyeli kullanmaya çalışır. İstanbul – Bağdad demiryolu hattını açar. Müslümanlar arasında dayanışmayı güçlendirmeye gayret eder. Ancak bu politika, İngilizlerin Araplar arasında milliyetçilik duygularını tahrik etmeleri sonucu başarıya ulaşamaz.

    Osmanlı Devletini paylaşmak için didinen ülkeleri birbirine karşı kışkırtan Sultan Abdülhamid, Almanya’ya yakınlık gösterir; onların gelişen sanayi ve ticaretlerinden fay-dalanmak ister. İlk kez bir Alman İmparatoru 1889′da İstanbul’u ziyaret eder.
    Azınlıklar arasında yayılan milliyetçilik duyguları, Tanzimat’ın sağladığı ortam içerisinde Türk aydınlar arasında da yayılır. Ancak Tanzimat aydınları bu fikrin devleti parçalanmaya götüreceğini bildikleri için, her türlü dinî ve etnik farklılıkları reddederek, sadece siyasî mensubiyeti yeterli sayan “Osmanlıcılık” fikrine bağlanırlar. Buna rağmen aralarında fikir ayrılıkları vardır. Zaten bu fikre Müslüman Türklerden başka samimiyetle inanan yoktur. 93 Harbi ve Balkanlar’daki Sırp, Ermeni, Bulgar ve Rumların Müslüman halka yaptıkları zulümler, Osmanlılık fikrine gölge düşürür. Hürriyet ve meşrutiyet fikrini savunan “Genç Osmanlılar” ise bir teşkilatlanma gerçekleştiremezler. Meclis-i Meb’usân tatil edilince, aydınların bir kısmı Avrupa’ya kaçar. Bir kısmı ise kaçmış havası içinde, dışardaki çalışmalar hakkında Yıldız Istihbârâtı‘na bilgi vermek üzere Sultan Abdülhamid tarafından gönderilir. Yurt dışında bulunanlar. Batılı devletlerin de desteğiyle değişik dillerde çok sayıda gazete yayınlayarak Sultan Abdülhamid aleyhine propagandaya girişirler,
    1889 yılında istanbul’da gizli olarak Osmanlı îttihad ve Terakki Cemiyeti kurulur. 1895′de ileri gelenleri yakalanarak İstanbul’dan çeşitli görevlerle uzaklaştırılırlar. Bir kısmı da Avrupa’ya kaçar. Aralannda görüş birliği sağlayamazlar. Bir müddet sonra da dağılırlar.
    Bu arada Sultan Abdülhamid af ilan eder. İsteyenlerin, muzır çalışmalannı bırakmak kaydıyla, yurda dönerlerse memuriyete alınacaklannı; isteyenlerin ise sefaretlerde çalışıp tahsillerine devam edebileceklerini söyler. Cemiyetin Cenevre’den faaliyetleri yürüten başkanı Mizancı Murat Bey ve büyük çoğunluk yurda döner. Bir kısmı da elçiliklerde görev alırlar.

    Paris’e kaçmış bulunan Prens Sabahattin – annesi Sultan Abdülhamid’in kızkardeşidir- Genç Osmanlılar’ı bir araya toplamaya çalışır. 1902 yılında Jön Türkler arasında bütünleşmeyi sağlamak üzere, Paris’te Rum ve Ermeni delegelerin de katıldığı bir kongre toplanır. İhtilâlci metodlarla ve yabancı ülkelerden yardım alarak Abdülhamid‘i devirmeyi plânlarlar. Aralarında görüş ayrılıkları belirir ve îttihadçılar ayrılır. Prens Sabahaddin Teşebbüs-i Şahsî ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti’ni kurar.

    Ittihadçıların bir kısmının hedefi devletin parçalanmasını önlemektir. Çeşitli ıslahatlar yaparak devleti güçlendirmeyi, 1876 Anayasasını yürürlüğe koyarak Meclis-i Meb’usân‘ı tekrar açtırmayı düşünürler. “Osmanlılık” fikrine bağlı olmakla birlikte Türklük şuurunu canlandırmaya, hilâfeti ve meşrutiyeti Türk unsuruna dayandırmaya gayret ederler. Bir kısım ihtilalciler ise Sultan Abdülhamid’i öldürme plânları yaparlar. Mücadelelerinde müslim-gayrimüslim ortak hareket ederler.

    Sultan Abdülhamid, yurt içinde batıdan gelme fikir akımlarının yayılmasına izin vermez. Basına karşı sıkı bir sansür uygulanır. Jurnalcilik yaygınlaşır. Bu ortam içerisinde yurt dışına gidemeyenler susmak zorunda kalırlar. Genç Osmanlıların iktidar hevesine kapılmış kişiler olduğunu düşünen Sultan Abdülhamid için bu kişiler, “yolunu şaşırmış kuzular” dır. Yabancı devletlerin bunlar üzerinde oynadıkları oyunları bozmak ister; onlara mümkün olduğunca yumuşak davranır. Ancak fikir ve inanç yönünden taviz vermez. Osmanlı Devletinin çöküş halinde olduğunu söylemenin memlekete zarar verdiğini, hürriyetin bir silah olduğunu, kullanmasını bilmeyenlerin elinde felâketlere yol açabileceğini söyler. Osmanlı unsurları arasında millî şuurun doğamayacağını, azınlıkların dinî imtiyazlarından vazgeçmeyeceklerini ısrarla vurgular. Eğitime büyük ağırlık veren Sultan Abdülhamid, sadece Müslüman halkı birbirine bağlayan dinî şuura güvenmektedir.

    Selanik, Şam, Kahire ve çeşitli Avrupa merkezlerinde yeni ihtilâlci cemiyetler kurulur, îttihad ve Terakki Cemiyeti, 1907′de orduya dayalı ihtilâlciliği mücadele yöntemi olarak benimser. II. Meşrutiyet’in ilânının Osmanlı unsurlarının birliğini sağlayacağını düşünürler. Ancak Türkçülük fikri de oldukça yayılmıştır.

    Üçüncü ordunun genç subayları, Meşrutiyet fikri etrafında hürriyetin ilânını isterler. Bunun için Bulgar, Sırp ve Arnavut ihtilalcileriyle dayanışmaya girmekten çekinmezler. Sultan Abdülhamid altmış yaşında, hasta ve yorgundur. İhtilâlcilerin çoğu onun açtığı okullardan yetişmiştir. Ittihadçılar, Sarayı telgraf yağmuruna tutarlar. Baskılara dayanamayan Sultan Abdülhamid, Meşrutiyet’i 23 Temmuz 1908′de ikinci kez ilân eder. II. Meşrutiyet’in sloganı “hürriyet, uhuvvet, adalet, musâvât”dır. İstanbul’da gösterilerin ardı arkası kesilmez. İmparatorluk içinde hocalarla papazlar kucaklaşır; Sırp, Yunan ve Bulgar çeteler şehirlere inerek bayram yaparlar. Slogan aynı, ama herkesin beklentisi farklıdır. Hapishaneler boşaltılır; sansür kaldırılır; Yıldız İstihbarat Teşkilâtı dağıtılır.

    İttihad ve Terakki Cemiyeti kargaşalığı yatıştırmaya çalışır. İstanbul’da bu karışıklıklar sürerken 5 Ekim 1908′de Avusturya – Macaristan İmparatorluğu Bosna -Hersek’i ilhak eder. 6 Ekim’de Girit Yunanistan’a bağlanır. Bulgaristan’ın istiklâli tanınır. Bu durum İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin itibarını sarsar. Halk “sürü çobansız olmaz” diyerek Sultan Abdülhamid lehinde gösteriler yapar. Bir yandan da seçim hazırlıkları yapılmaktadır. II. Meşrutiyet Meclisi’ne 142 Türk, 60 Arap, 25 Arnavut, 23 Rum, 12 Ermeni, 5 Yahudi, 4 Bulgar, 3 Sırp ve 1 Rum seçilir. Kabine kurulur.
    İttihat ve Terakki Cemiyeti nihayet uyanır ve açıktan Türkçülük yapacak şekilde programını yeniden düzenler. Ancak aydınlarla halk arasındaki mesafe de gittikçe açılmıştır. Siyasî mücadele şiddetlenir; sürekli kabine değişikliği yapılır. Ordu siyasetin içine girer. Her yerde karışıklık ve huzursuzluk artar. Bu karışıklıklarda Îttihad ve Terakki Cemiyetine destek veren Mason localarının da payı büyüktür.

    Ordunun siyaset dışı bırakılmaması 31 Mart Vak’ası’na yol açar. Miladî takvime göre 12 – 13 Nisan 1909 gecesi, Avcı Taburları’nın askerleri, subayları kışlaya hapsederek çavuşları öncülüğünde Sultanahmet Meydanı’na yürürler. İstekleri arasında şeriate sadık kalınması, İttihatçıların sürülmesi, Hükümet’in değişmesi. Padişahın kendilerini affetmesi ve İslâm kadınlarının Beyoğlu’na gitmemeleri de vardır. Bu karışıklıkta bazı ittihatçılar öldürülür. Sultan Abdülhamid bu yaklanmayı tasvip etmez. Askerleri yeniçeri, âsî olmakla suçlar. Tevfik Paşa yeni hükümeti kurar; ancak ayaklanmalar bitmez. Bunun üzerine Mahmut Şevket Paşa ve Enver Paşa gibi İttihatçıların ileri gelen subayları Selanik‘te bulunan Kurmay Başkanı, Kolağası Mustafa Kemal komutasındaki Hareket Ordusu‘nun başına geçerler. Hareket Ordusu İstanbul’a girer. Sultan Abdülhamid’in çatışma olmaması için gösterdiği bütün çabaya rağmen, kışlalar topa tutulur.

    Mâbmud Şevket Paşa, İstanbul ve çevresinde örfi idare ilân eder. İdamlar, hapisler, sürgünler birbirini kovalar. Yıldız Sarayı hademelerine kadar boşaltılır. Meclis-i Meb’usân, Sultan Abdülhamid Han‘ın tahttan indirilmesi için fetva alır ve 27 Nisan 1909′da veliaht Mehmet Reşad tahta çıkarılır.
    Sultan Abdülhamid Han, tahttan indirildiğinin hemen gecesinde Selânik’e gönderilir. Çok sıkıntılı yıllar geçiren Sultan Abdülhamid, 1913′de İstanbul Beylerbeyi Sarayı’na nakledilir. Balkan Harbi ve I. Dünya Harbi felâketlerini görür. 10 Şubat 1918′de vefat eder.
    SERVETİ FÜNUN (Edebiyatı Cedide) Genel Özellikleri

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 09-25-2013, 00:11
  2. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 02-15-2012, 15:38
  3. Edebiyatı cedide ( yeni edebiyat )
    By Kate in forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-12-2012, 12:21
  4. Servet-i Fünun Döneminin Genel Özellikleri
    By EmeL in forum Türk Dili ve Edebiyatı
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-08-2012, 15:43
  5. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01-08-2012, 15:42

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Bumerang - Yazarkafe
- Toplist Site Ekle resim resim Top Blogs TOPlist Arts
Blogg - webbhotell TOPlist website security

Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.6.0

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394